HABERLER TEKNOLOJİ VE ŞİFALI BİTKİLER

Loading...

GÜNCEL TÜRKİYE VE DÜNYADAN HABERLER

Loading...

HERBİŞEY CANLI TV : BU SİTE CANLI TV İZLEME SİTESİDİR .BURDAN ULUSAL VE YEREL BİRÇOK FARKLI KANALI CANLI OLARAK İZLEYE BİLİRSİNİZ. İSTEDİĞİNİZ TV PROGRAMINI DİZİ VE FİLMLERİ TV İLE AYNI ANDA İZLEMEK İÇİN İZLEMEK İSTEDİĞİNİZ TV KANALININ AMBLEMİNİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ.

Cuma

BARTIN İLİ HAKKINDA HERŞEY,BARTIN İLİ TARİHHİ VE TARİHÇE,TARİH ÖNCESİ BARTIN,BARTIN VE İLÇELERİ,BARTINDA KÜLTÜR VE TURİZM,BARTIN COĞRAFİ AÇIDAN, BARTINDA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER, BARTINDA TARİHİ YAPILAR,BARTIN DA GELENEK VE GÖRENEKLER, BARTIN RESİMLERİ,BARTIN TANITIM FİLMİ...



                            BARTIN İLİ TANITIM FİLMİ



BARTIN İLİ HAKKINDA HERŞEY,BARTIN İLİ TARİHHİ VE TARİHÇE,TARİH ÖNCESİ BARTIN,BARTIN VE İLÇELERİ,BARTINDA KÜLTÜR VE TURİZM,BARTIN COĞRAFİ
AÇIDAN, BARTINDA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER, BARTINDA TARİHİ YAPILAR,
BARTIN DA GELENEK VE GÖRENEKLER, BARTIN RESİMLERİ,BARTIN TANITIM FİLMİ..

Fotoğraf Galerisi 
002.jpg019.jpg090.jpg011.jpg006.jpg
024.jpg001.jpg014.jpg074.jpg012.jpg
008.jpg086.jpg026.jpg007.jpg085.jpg
025.jpg094.jpg015.jpg075.jpg088.jpg
013.jpg091.jpg028.jpg009.jpg087.jpg
020.jpg027.jpg063.jpg078.jpg010.jpg
077.jpg068.jpg049.jpg092.jpg067.jpg
Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 2.140 Km²
Nüfus: 184.178 (2000)
İl Trafik No: 74
Bartın, Karadeniz Bölgesi’nin batı bölümünde yer almaktadır. Bartın ve çevresine ilk yerleşenler hakkında kesin bilgiler bulunmamakla beraber, yörenin ilk yerleşenlerinin yöreye M.Ö. 14. yüzyılda gelen Gaşkalar olduğu düşünülmektedir. Hitit İmparatorluğu’nun önemli bir güç haline gelmeye başlamasıyla beraber bölgedeki Gaşka hâkimiyeti sona ermiştir.

Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Lydialılar, Persler, Makedonyalılar, Bithynia Krallığı ve Romalılar yöreye hâkim olmuşlardır. Roma döneminde, Bartın’ın askeri ve ekonomik nedenlerden dolayı önem kazandığı bilinmektedir. Roma İmparatorluğu M.S. 395’te ikiye ayrıldığında yörenin Doğu Roma toprakları içerisinde kaldığı görülür. Bu dönemden sonra yörede Bizans etkinliğinin sürdüğü, 13. yüzyılda Türklerin Anadolu’ya gelmesinden sonra Bartın ve çevresinin Candaroğulları Beyliği’nin hâkimiyetine girdiği bilinmektedir.
1395’te Yıldırım Bayezid, Bartın’ı Candaroğulları Beyliği’nden almakla beraber Amasra’da bulunan Ceneviz kolonisi tesirini sürdürmüş, Amasra 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı hâkimiyetine geçmiştir.
Bartın, 1924’te Zonguldak’ın ilçesi, 1991’de ise il olmuştur.

Nasıl Gidilir?
Bartın'a ulaşımın büyük bir bölümü karayolu ile sağlanır.
Karayolu: Bartın İlinin toplam karayolu uzunluğu 281 km olup, bunun 142 km'si devlet yolları, 139 km'si de il yolları ağında yer alır. İlde otoyol yoktur.
Bartın’ın şehirlerarası ulaşımını sağlayan karayolu; batıda Çaycuma-Devrek (Zonguldak) - Mengen-Yeniçağa (Bolu), güneyde de Safranbolu (Karabük)-Gerede (Bolu) üzerinden E-80 Otoyolu ile E-5 Devlet yoluna ulaşmaktadır. Doğuda Cide (Kastamonu), güneyde de yine Safranbolu (Karabük) üzerinden Orta ve Doğu Karadeniz ve İç Anadolu’ya açılmaktadır.
Bartın'dan Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Bursa ve Antalya'ya her gün düzenli otobüs seferleri yapılmaktadır.
Demiryolu: Bartın'a en yakın Demiryolu istasyonu 38 kilometre uzaklıktaki Saltukova'dadır (Zonguldak).
Havayolu: Bartın'a en yakın havaalanı 38 kilometre uzaklıktaki Saltukova (Zonguldak)'dadır.
Denizyolu : Sahil kenti olan Bartın’da uluslararası liman olarak hizmet veren Bartın limanı aynı zamanda yolcu giriş-çıkış kapısıdır. İlde Bartın limanı ile birlikte Amasra ve Kurucaşile limanları ulusal ticari limanlar olarak hizmet vermektedir.
Bartın ile Amasra arasında  her yarım saatte bir minibüs seferleri vardır.
Bartın ile Ulus arasında her yarım saatte bir minibüs seferleri vardır.
Bartın ile Kurucaşile arasında  her bir saatte bir minibüs seferleri vardır.


Tarihçe
M.Ö.3000-2400 yılları arasında Akaların Ege'de Miken Medeniyetini kurmadan önce Batı Anadolu kıyılarına (Samsun,Sinop ve Amasra) yerleşerek Bakır Devri Medeniyetini yerli halka öğrettikleri; iç kesimlerde de Gaskalar ve Hititler'in hakim olduğu savunulmaktadır.
Bartın ve Karadeniz'in antik kentlerinden olan Amasra'nın; 4000 yıllık tarihinde,uzun süre ayrı dönemler yaşadıkları, zaman zaman da aynı kaderi paylaştıkları görülmektedir.Bartın'ın ilk sahipleri, M.Ö. 14
. Yy'.da Gaskalar ve    13. Yy'.da Hititler'dir.

M.Ö. 12. yy. başlarında Bartın Bithinya; Amasra Paphlagonya sınırları içinde yer almış;   12. Yy. sonlarında ise, Bartın  Friglerin, Amasra Fenikelilerin eline geçmiştir. 

Bartın ve çevresi; 7.yy. sonlarında Kimmerlerin, 6.yy'da Lidyalıların, 547 yılında   Perslerin, 334 yılında Makedonyalıların, 279 yılında Pontusluların, 64 yılında da Romalıların egemenliğine girmiştir.Bartın, bu dönemleri yaşarken; 12.Yy.'da Fenikelilerin Karadeniz'de oluşturdukları ilk Sayda Kolonilerinden olan Amasra (Sesamos) ve Kurucaşile (Kromna); 9. Yy' da Fenikeliler ve ortakları Karyalılarca terk edilince, yüz yıllık karanlık bir dönem geçirmiş, 7.yy. başlarında İonların soyundan gelme Megaralı göçmenlerin eline geçerek Ion (Milet) Kolonisine katılmıştır. 200 yılı aşan Pers döneminde (M.Ö.547)  de bu statüsünü korumuş; Makedonya döneminde (M.Ö.334-279) ise, önce Frigya Satrabı ve Kraliçe Amastris (M.Ö.302-286); daha sonra da Bartın ve Ulus ile birlikte General Eumenes tarafından yönetilmiştir.M.Ö. 12. yy' dan 3. Yy.'a kadar Sesamos adıyla bilinen kent; Makedonya döneminde, Kraliçe Amastris tarafından Şehir Devleti (302-286 )olarak örgütlenerek yönetilince  kraliçenin adını aldı. 16 yıllık bu dönemde; Kromna (Kurucaşile-Tekkeönü), Tios (Filyos-Hisarönü) ve  Kyteros (Gideros) sitelerinden oluşan Symoikismos Siteler Birliğinin merkezi oldu.Bartın ve çevresi; M.S. 395 yılında Roma-Bizans bölünmesinden sonra Bizans'ın payına düşmüş, 1084-1096 yılları arasında Kutalmış oğlu Süleyman Beyin bölgede kurduğu Türk Emirliğinin, I.Haçlı Seferleri sonrasında da, yeniden Bizans'ın sınırları içinde yer almıştır.M.S.11. yy. sonlarında, Anadolu Selçukluları'nın; 200 yıllık Selçuklu döneminden sonra 1326'da Candaroğulları Beyliği'nin, 1392'den itibaren de Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiştir.Bartın ve Ulus, M.S. 11.Yy' da Türk hakimiyetine girerken; Amasra, Roma döneminde (M.Ö.64-M.S.395) Satraplıkla yönetilen  Bitinya-Pontus Eyaletinin  Pontus bölümüne Başkent oldu. Bizans (M.S.395-1460) döneminde 1261-1460yılları arasında  Ceneviz Kolonisi olarak yönetildi;1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
OSMANLI DÖNEMİNDE BARTIN
Bartın, Osmanlı Döneminin 1460-1692 yılları arasında Anadolu Beylerbeyliği'ne bağlı Bolu Sancağı sınırları içinde yer aldı. Bolu Sancağı'nın kaldırılmasıyla 1692-1811 yılları arasında Voyvodalıkla yönetilen Bartın, 1811 yılında da Kastamonu Vilayetine bağlı olarak yeniden kurulan Bolu Sancağı'na bağlandı.
Bu dönemde ticari potansiyeliyle bölgenin pazar yeri olan ve On iki Divan adını alan Bartın, 1867 yılında ilçe oldu. 1876 yılında da Belediye Teşkilatı kuruldu.


CUMHURİYET DÖNEMİNDE BARTIN


Bartın, 1920 yılında Mutasarrıflık ve 1924 yılında  da il olan Zonguldak'a bağlanmış, 07 Eylül 1991 tarihinde de 28.08.1991 tarih ve 3760 sayılı yasayla il statüsüne kavuşmuştur.
Bartın İli'ne bağlı ilçelerden Osmanlı Döneminde ilçe iken Cumhuriyetle birlikte bucak statüsüne düşürülen Amasra; 1987 yılında yeniden, Ulus; 1944 yılında, Kurucaşile; 1957 yılında İlçe olmuştur.
Bartın'ın Merkez, Amasra, Ulus ve Kurucaşile olmak üzere 4 ilçesi, Arıt, Kozcağız, Kumluca, Abdipaşa ve Hasankadı beldeleriyle birlikte 268 köyü vardır.
 

Bartın Adının Kaynağı
“PARTHENİA”dan Bartın’a dönüşen adın kaynağı “PARTHENİOS” dur. Bartın Irmağının antik çağdaki adı olan Parthenios; Yunan mitolojisinde, Tanrıların Babası OKENAUS’un çocukları olan yüzlerce tanrıdan birisi ve “Sular Tanrısı”dır. “Sular ilahı veya Muhteşem akan su” anlamlarına gelir. Bir başka anlamı da “Genç Kızlar için koro türküleri” veya tanrıça Athena’nın bir sıfatı olan “Genç bakire”...
Antik çağda, Parthenios adı verilen Bartın Irmağının kenarında kurulan Bartın Kentinin PARTHENİA adıyla anıldığı ve zamanla Bartın’a dönüştüğü yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Ünlü ozan HOMEROS, İLYADA destanında; Truva kentini korumak için Anadolu’dan gelen cengaverlere Parthenios Irmağı’nın suladığı ülkeden de yiğitlerin katıldığını anlatır. Amasyalı Strabon da bir eserinde yine Parthenios’tan söz eder.
Bartın kentini, İ.Ö.14. yy’da Gaskalar sahiplenmiş... Sonra; Hititler, Frigler, İonlar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Pontuslular, Roma ve Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar yurt edinmişler.
Tarihi "Paphlagonia" bölgesindeki antik kentlerden; Sesamos (Amasra), Kromna (Kurucaşile) ve Erythinoi (Çakraz) Bartın sınırları içindedir. Antik değerlerin en fazla görüldüğü yer Amasra ilçesidir. Dünyada tek olan Kuşkayası Yol Anıtı, kale ve üzerindeki armalar, Kilise ve Chapel, Bedesten, İnziva mağarası antik kentin görünen yüzleri sayılır. Tiyatro (5000 kişilik), Forum, Şeref yolu, akropol ve nekropol gibi bölümler toprak altındadır.

Coğrafya

Karadeniz Bölgesinin batı bölümünde, 410 -53’ kuzey enlemi ile 320 -33’doğu boylamı arasında yer alır. Kuzeyini 59 km.lik sahil şeridiyle Karadeniz çevrelerken, doğuda Kastamonu, doğu ve güneyde Karabük, batıda ise Zonguldak illeriyle komşudur. Yüzölçümü 2143 km2 olup, ortalama yükselti 25 m.dir.
YÜZEY ŞEKİLLERİ DAĞLARIBartın; doğu, batı ve kuzeyden yüksekliği 2000 m.yi geçmeyen dağlarla çevrilidir. Dağlar, yüksek olmamakla birlikte oldukça dik, sahillere doğru sarp ve kayalıktır. En önemli dağları; Aladağ, Kocadağ, Karadağ, Kayaardı, Karasu ve Arıt Dağlarıdır. Kent merkezini batıdan Aladağ, kuzeyden Karasu dağları ve doğudan Arıt Dağları kuşatmaktadır. Halatçıyaması, Orduyeri, Kırtepe ve Ömertepesi kentin üzerine kurulduğu dört önemli tepedir.
OVALARI VE YAYLALARI
Bartın Irmağı ve kolları tarafından derin bir biçimde parçalanan arazi çok engebeli bir görünümdedir. Irmağın genişlediği alanlarda ve dağların oldukça dik yamaçları arasında dar ve derin vadiler yer alır. Kent merkezlerine inildikçe düz ovalar artmaktadır. Bartın’ın en önemli yaylaları; Uluyayla , Ardıç, Gezen ve Arıt yaylalarıdır. Arıt yaylası, Küre Dağları Milli Parkı içerisinde yer almaktadır.
ULUYAYLA Ulus İlçesine 27 km. uzaklıktadır. Göktepe (1416 M) ile Ovacuma (300 M) arasında değişik rakımlarda yer almakta olup, ortalama yükselti 1000 M.’dir. Uluyayla, 86000 hektarlık el değmemiş bir orman varlığıdır. Yaylanın genel sahası 18.255 hektar, Yayla alanını oluşturan Kalkanlı mevkiinin alanı ise 60 hektardır. Bitki örtüsünü, iğne ve yayvan yapraklı ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur. Uluyayla; ormanı ve yeşili, rengarenk çiçekleri, pınarları, mağaraları ve yaban hayvanlarıyla bir doğa harikasıdır.
ARDIÇ YAYLASI Ulus ilçesi, Kumluca beldesine 33 km uzaklıktadır. Yaklaşık 1500 m yükseklikte yer alan yaylanın genel sahası takriben 10 ha olup, yayla düzlüğü 4 ha büyüklüğündedir. Yaylanın bitki örtüsünü; Ardıç, Köknar, Kayın, Meşe, Gürgen, Fındık, Karaçam, Sarıçam, Kavak, Akçaağaç, Üvez, Ormangülü, Çoban püskülü, Yaban gülü, Isırgan, Ahududu, Böğürtlen, Çilek, Ayı üzümü gibi diğer ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur. Ardıç kuşlarının çokluğu ile tanınan yayla, yaban hayatı yönüyle de zengindir. Ardıç yaylası, Kasım ve Nisan arasındaki 6 ayını karlar altında geçirmektedir.
GEZEN YAYLASI Ardıç bölgesindeki iki yayladan birisi olan Gezen yaylası, Ardıç yaylasına 8 Km uzaklıktadır. Ardıç yaylası ile aynı özelliklere sahip olup, 2 ha büyüklüğündedir.
KÜRE DAĞLARI MİLLİ PARKI Karadeniz Bölgesinin batı bölümünde, Bartın ve Kastamonu illeri sınırları içinde ve Küre Dağları üzerinde yer almaktadır. “Tampon Zon”la birlikte toplam 114.787 ha. alanı kapsayan Milli Parkın 34.000 ha.lık bölümü yerleşim ve kullanıma açılmamış bakir alanlardır. Küre Dağları Milli Parkı; Uluslararası öneme sahip Batı Karadeniz Karst kuşağı içerisinde oluşan özellikle kanyonlar, boğazlar, mağaralar, şelaleler ve düdenler gibi ilginç karstik oluşumları; 1200 yıllık yaşlı doğal ve bakir orman, flora ve endemik bitki varlığı;129 kuş ve 40 memeli türünün yaşadığı fauna zenginliği; çevre yerleşimlerde gelişen halk hekimliği ve özgün folklorik değerleri açısından zengin çeşitlilik sunmaktadır.
AKARSULAR Bartın’ın en önemli akarsuyu, M.Ö.’ki yıllarda Parthenios adı ile anılan ve kente adını veren Bartın Irmağı’dır. Şehir merkezinde Gazhane Burnu’nda birleşen Koca çay ve Kocanaz çayının oluşturduğu ırmak, 15 Km. akarak Boğaz mevkisinde Karadeniz’e ulaşır. Kocanaz çayı; güneyden doğup Kozcağız’dan kuzeye doğru akarken, Koca çay; Kastamonu’dan gelip Ulus’tan geçen Göksu ve Eldeş Çayları (Ulus Çayı) ile bunlara katılan derelerden oluşur. Arıt ve Mevren Derelerinden oluşan Kozlu Çayı ile birleşen Kışla Deresi, Akpınar ve Karaçay Dereleri Kocaçay’ı besleyen akarsulardır. Diğer önemli akarsuları; Kurucaşile topraklarında doğan ve Karadeniz’e ulaşan Kapısuyu ve Tekkeönü Dereleri ile Ulus-Uluyayla’yı sulayan Ovaçayı ve İnönü dereleridir Bartın Irmağı; üzerinde 500 tonluk gemilerle Karadeniz’den kente kadar ulaşım yapılabilen en düzenli akarsudur. Akış hızı saatte 720 m. olup, denize her yıl 1.000.000.000 m3 su akıtmaktadır.

    İklim
    Bartın’da yazları sıcak, kışları serin geçen Ilıman Deniz İklimi (Karadeniz İklimi) hüküm sürmektedir. Denize yakınlığı ve pek yüksek olmayan dağ sıralarının kıyıya paralel oluşu, genellikle kıyı şeridi üzerinde sıcaklık farklarının azalmasına, nemin artmasına ve Balkanlardan gelen hava kütlelerinin etkisinde kalmasına neden olmaktadır. Bartın’da en sıcak ay; ortalama 23 C0 sıcaklık ile Temmuz, en soğuk ay;ortalama 4.2 C0 sıcaklık ile Aralık’tır. Toplam açık günler sayısı; 225, yağışlı günler sayısı; 125 ve karla örtülü günler sayısı; 15’dir. Turizme en uygun aylar; Haziran, Temmuz ve Ağustos olarak belirmekte, Nisan, Mayıs ile Eylül ve Ekim ayları da zaman zaman uygun günler içermektedir.

    Bitki Örtüsü
    Bartın’ın 2143 km2 olan yüzölçümünün %46’sını ormanlar, %35’ini tarımsal alanlar, %7’sini çayırlar ve meralar, %12’sini de kültüre elverişsiz alanlar ve yerleşim merkezleri kaplamaktadır. Bitki coğrafyası bakımından oldukça karışık bir durum gösteren Karadeniz bölgesinde; hem Karadeniz, hem de Avrupa-Sibirya bitki coğrafyasına ait bitki grupları ve türleri görülebilmektedir. Bartın’ın bitki örtüsünde geniş yer tutan ormanlar genellikle yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşur. Sahil boyunca 600 m. yüksekliğe kadar olan alanın karakteristik ağaçları; Meşe, Kayın ve Gürgen’dir. Sahilden içeride ve 1500 m.den yüksek kesimlerde; Kayın, Kestane, Köknar ve Çam türleri, sahil şeridinde de Ceviz, Kestane ve Fındık plantasyonları yaygındır. Diğer ağaç ve bitki türlerini ise; Kızılcık, Muşmula, Böğürtlen, Ihlamur, Kuşburnu, İncir, Adaçayı, Kuşkonmaz, Defne, Sarmaşık, Zakkum, Ormangülü, Eğreti, Yasemin, Kurtbağrı, Alıç, Çançiçeği, Papatya, Hinduba, Sütleğen, Ayrık, Yonca, Üçgül, Sinirotu, Çuhaçiçeği, Kavak, Menengiç, Sumak, Sakız, Yapışkanotu, Yavşan, Çobançantası, Laden, Selvi, Kocayemiş, Dönbaba, Funda, Abdestbozan, Katırtırnağı, Arapotu, Çirişotu, Kekik ve yüzlerce alt flora oluşturur. Toprak karakteri ve iklimi bağ-bahçe tarımına uygun olan yörenin ürün deseni arasında; tarla ürünleri ile sebze ve meyve türlerinin hemen hemen tümü sayılabilir. Ayrıca; son yıllarda adına festival düzenlenen kaliteli Çilek yetiştiriciliği dikkat çekmektedir. Bartın’da Bern sözleşmesi gereği koruma altına alınmış bitki türü bulunmamaktadır.
    Yaban Hayatı
    Bartın’ın faunasını çift yaşamlılar, sürüngenler, memeliler ve kuşlar oluşturur. Çift yaşamlılardan kurbağa çeşitleri ve şeritli semender; sürüngenlerden keler, kertenkele, yılan ve tosbağa; memelilerden kurt, çakal, gelincik, porsuk, tilki, ağaç sansarı, sincap, kirpi, köstebek, yediuyur, fare çeşitleri, boz ayı, yabani domuz, tavşan, karaca ve yarasa türlerini sayabiliriz. Kuş çeşitleri arasında ise leylekler, atmacalar, doğanlar, baykuşlar, şahin, alakarga, saksağan, üveyik, gugukkuşu, kukumav, puhu, saka, serçe, çam baştankarası, ağaçkakan, çalı ötleğeni, bıldırcın, kınalı keklik, sülün, çulluk, kara tavuk ve ardıç yer alır.

      İlçeler
      Amasra
      Bartın'ın kuzeyinde dik yamaçları Karadeniz'le buluşturan bir yarımada ve iki ada üzerine kurulmuştur. Yüzölçümü 120 km2 .'dir Amasra, o kadar otantik ki, Tanrı'nın yaratmak için ne kadar uğraştığı bilinmiyor. Bilinen tek şey, turkuvaz renkli sularında çamların, defnelerin ve sarmaşık resimlerinin çizili olmasıdır. Mavi, yeşil ve turkuvazın muhteşem uyumu adeta ruhları okşar. Doğuya, batıya ve kuzeye giden gemilerin bıraktığı izler, tarih dolu yeşil tepelerden koylara uzanan eşsiz panorama, ressamın fırçasından çıkan bir tablo görünümü verir Amasra'ya. Hele pencere ve balkonlardan doğaya bir bakış, gün boyu birçok gizemi seyrettirir doyasıya Cenova izlerini taşıyan dar sokaklar, martılarla kucaklaşan adalar, rengarenk zakkumlar, susamlar ve nergisler, biteviye dans eden mavi ve yeşil, deniz perilerinin çok uzaklardan gönderdiği sevgi mesajlarını okuyan dalgalar ve güneşin veda ederken bıraktığı bakıra çalan hüzün dolu renkleri ile ay ışığı gecelerde yaratılan yakamozlar ve daha neler neler görülür Amasra'da. Anlatılan mitolojisi değişik his verir insana. İsterseniz bir de onu dinleyelim. Bir inanca göre, susam ve nergis çiçeklerine aşık Sesamos'lu (Kadros'un oğlu) Neleus, şehir kuracak yer arar. Karadeniz sahillerini adım adım dolaşır ama, hoşlanabileceği bir yer bulamaz. Bunun üzerine Baş Tanrı Zeus'la görüşmeye karar verir Zeus kendisine, genç bir kızın toprağı su ile karıştırdığı bir yere rastladığında şehir kurmak için karar verebileceğini öğütler.
      Neleus, Paphlagonia'nın bomboş topraklarında gezerken, deniz kenarında Tanrı Eros ve yanında, kumlardan tepecikler yapıp
      kargıdan oyuncağını yüzdürmeye çalışan kız çocuğu ile karşılaşır. Neleus da oyuna iştirak eder. Bir taraftan da bulunduğu yerin Zeus'un tarifine uyup uymadığını düşünür. Bu sırada etrafı sis basar ve oynamaktan vazgeçer. Hemen çevresinde çok hoşlandığı nergis ve susam çiçeklerini aramakla meşgul olur. Dağ tepe demeden gezer durur, fakat bulamaz. Yorgun harkın Aşk tanrısı Eros'un ve o kız çocuğunun bulunduğu yere tekrar geldiğinde, aradığı çiçekleri bu defa onlara sorar. Hem Eros, hem de kız Boztepe'yi gösterir. Neleus gösterilen tepeye hızla ulaşır. Bir bakar ki etraf nergis ve susamlarla dolu…Biraz ileride pike yapan martılar canhıraş balık avlıyor…Koylarda sönmüş dalgalardan arta kalan beyaz köpükler...Dört bir yanda denizin homurdanan sesi…Adaların denize uzayan egzotik şekilleri… ve denizin karaya hüzünlü sığınışı… İşte Neleus bu manzaralara dayanamayıp şehrin temellerini atmaya karar verir. Şehrin adını "Susam Diyarı" manasında Sesamos koyar. O antik çağ boyunca bu isimle anılır. Sonrasında Amastris, Cenevizliler döneminde Samastro ve Osmanlılar zamanında ise Amasra derler ona Kuruluşunda Tanrıların öğüdü bulunan Amasra'da gezerken, nostaljik çizgilerin, günümüz çizgilerinden daha zarif olduğuna tanıklık edilir. İşte o tanışma insanı günümüzden alıp geçmişin anılarıyla tanıştırır. Tarihin derinliklerinde bir an için yalnız bırakarak eşsiz bir duygu verir. Binlerce yıl öncesinin havasını solutur. Apollon, Artemis ve Hermes'le tanıştırırken Fatih Sultan Mehmed'in "Lala Lala Çeşm-i Cihan Bura mı Ola" nidalarını dinletir. O nedenledir ki bağrında sakladığı kale, kilise, cami, hamam, müze ve daha birçok kültürel ve arkeolojik değerlerle, 1940 yılından beri Türkiye'nin ilk turizm kasabası onurunu taşımaktadır.
      Metin Yazarı: İsmail AKTAŞ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ UZMANI

      Amasra Kent Planı

      Kurucaşile

      Bartın'ın kuzey doğusunda zeytin ve sandal burunları ile sınırlanan koylar üzerine kurulmuştur. Yüzölçümü 159 km2.'dir. Tarihi adı, "Uç halkı" anlamına gelen Kromna'dır. İlyada'da anılan Paphlagonia bölgesinde Amasra ile aynı kaderi paylaşan antik kentlerimizdendir. Eski yerleşim merkezi Tekkeönü köyü olarak bilinir. Kromna tarihine; Tekkeönü kalesi, kale içindekiMahzen, Galeri ve Kayakuyuları ile Tekkeönü köyünde bulunup Amasra müzesinde sergilenen ve üzerinde Amazon portreleri taşıyan sikkeler, yazıtlı taş ve sütunlar gibi buluntular tanıklık ederler. Kurucaşile ve birer balıkçı köyleri olan Tekkeönü ve Kapısuyu; Osmanlı Donanmasının Kalyon ihtiyaçlarını karşılayan Tersaneler diyarıdır. Bu gün de babadan oğula öğretilerek günümüze ulaşan ahşap yat ve tekne yapımcılığıyla bu ününü sürdürmektedir. Kurucaşile'de geçmişi günümüze taşıyan tarihi ve folklorik değerler yanında, birbirinden ilginç turizm aktivitelerine olanak sağlayan; Kurucaşile, Tekkeönü, Kapısuyu, Karaman ve Çambu koyları, Gölderesi Şelalesi, Kümes-Akkaya Perikayaları, Kanyon ve Düdeni olağanüstü güzellikler sergiler.
      HİSAR KALESİ VE MAHZENİ
      Tarihi Kromna Kenti'nin merkezi olan Tekkeönü (Hisar) Köyündedir. Tekkeönü Kalesine ait kalıntılarla bütünleşen ve kale içinden denize kadar uzanan bir dehliz ile 7 adet Kayakuyusundan oluşmaktadır. Dönemi bilinmemekle birlikte, kuyuların, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı, dehlizin gerektiğinde kaleden denize kaçış dehlizi olduğu ve denize açılan kapısının liman yapımı sırasında doldurulduğu söylenmektedir.

      KURUCAŞİLE, TEKKEÖNÜ, KAPISUYU, KARAMAN VE ÇAMBU PLAJLARI 
      Bartın'ın kuzeydoğu ucunda yer alan Kurucaşile, Tekkeönü, Karaman ve Kapısuyu plajları; Karadeniz'in vahşi güzelliğini sergileyen doğası, temiz kumu ve sularıyla beğenilen tatil beldelerimizdir.
      Tarihi Kromna kentinin merkezi olan Tekkeönü ile balıkçı köyümüz Kapısuyu; turizme yönelik Ahşap Yat ve Tekne yapımcılığı ile de ilgi çekmektedir.




      Ulus
      Ulus, Bartın'ın güneydoğu yönünde, Ulus ve Eldeş çaylarının birleştiği bir vadide kurulmuştur. Doğusunda İğneciler, batısında Ulu Kaya ve Kara Kaya dağları bulunmaktadır. Ulu Kaya Köyü yakınında ise şelale ve kanyon oluşmuştur. Batıdaki Ulu Yayla eteklerinde Eldeş Vadisinin uzunluğu 30 km. civarındadır. Ulus'un tarihi M.Ö.3000 yılına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000- 800 Yılları arasında yöreye önce doğudan, sonra da batıdan göçler olmuş, sırasıyla Hititliler ve Gasgalar egemenliklerini kurmuşlardır. Türklerin bölgeye ilk kez yerleşmeleri Bozulus Türkmenleri ile başlamaktadır. Yıldırım Beyazıt Ulus'u 1392 yılında Osmanlı sınırlarına dahil etmiş, Anadolu Selçukluları zamanında da yöre, Candaroğulları'nda kalmıştır. Osmanlılar zamanında Ulus, küçük bir yerleşim merkezidir. İlçenin ismi "üleşmek" mastarından türetilerek "Ülüş" olarak ifade edilmiştir. Moğolca'ya ise "ULUS" şeklinde geçmiştir. Aynı zamanda "UlUS" söyleminin, içinde yaşayan insanlarla birlikte ülkenin bir şehzadeye verilen bölümü, anlamına geldiği de ifade edilmektedir. Uluslu İbrahim Hamdi Efendi ( 18.yy başlarında ) kaleme aldığı " Atlas " adlı eserinde " Ulu yaylak ve Gökbeli ormanları, değil Osmanlı' ya bütün cihana yeter " diyerek bölgenin bitki örtüsü hakkında bize bilgi vermektedir. Ulus, Safranbolu'ya bağlı bir Nahiye konumunda iken, 8 Ağustos 1944 tarihinde Zonguldak'a bağlı İlçe durumuna gelmiştir. 28 Ağustos 1991 gün ve 3760 sayılı kanunla da Bartın'ın bir İlçesi olmuştur.
      Metin: İsmail AKTAŞ UZMAN



      Yerel Etkinlikler
      BARTIN ÇİLEK, KÜLTÜR VE TURİZM FESTİVALİ 

      Bartın’ın, oldukça zengin tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerini tanıtarak, sosyal, kültürel ve ekonomik alandaki gelişimine katkıda bulunmak amacıyla 1982 yılında başlayan ilk festival etkinlikleri, 11 yıl birer günlük kutlamalarla sürdürüldükten sonra 1993 yılından itibaren bir haftalık etkinliğe dönüştürülmüştür.
      Çilek toplama zamanına göre 25 MAYIS-15 HAZİRAN tarihleri arasındaki bir haftada düzenlenen Festival süresince; çeşitli yarışmalar, tiyatro ve halk oyunları gösterileri, müzik konserleri, sergiler, konferans, söyleşi ve paneller yerli ve yabancı turistlerce ilgiyle izlenir.
      Yarışmalarda ; bir yanda kaliteli çilekleriyle üreticiler yarışırken, diğer yanda Festival veya Çilek Güzeli seçilebilmek için genç kızlar ile ses ve yorumlarıyla müzikte kendilerini denemek isteyen gençler hayli heyecan yaşar ve yaşatırlar.
      AMASRA YAĞLIDİREK ŞENLİKLERİ
      Şenlik; ülkemizde her yıl 1 Temmuz’da kutlanan Denizcilik ve Kabotaj Günü kutlamaları içerisinde düzenlenmektedir. Yöre insanının, deniz ve eğlence tutkularını bir arada sunan ve yaşamının yansıması olan Şenlikte; Amasralılara olduğu kadar Misafirlere ve yarışçılara da coşkulu ve zevkli bir gün yaşatan Yağlıdirek Yarışları, Deniz Motoru-Tekne Yarışları, Ördek Yarışları gibi çeşitli etkinlikler sergilenmektedir.
      GAZİ GÜNÜ
      Gazi günü; Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından görevlendirilen Bolu Milletvekili Cevat Abbas Bey’in Milli Tarihimiz konusunda Bartın’da verdiği konferansın günüdür. 07 Nisan 1931 tarihinde Bartın’a gelen Cevat Abbas Bey’in 8 Nisan akşamı verdiği konferans, ilgiyle izlenir ve büyük coşku uyandırır. Bu ortamda, Bartın’lı Doktor Cevdet Bey’in 8 Nisan tarihinin Bartın’da Gazi Günü olarak kutlanmasının Gazi Hazretlerine arz edilmesi teklifi şiddetli alkışlarla desteklenir. Cevat Abbas Bey, konuyu arz edeceğini ve sonucunu da bizzat bildireceğini söyler. Daha sonra Cevat Abbas Bey, Gazi Hazretlerinin 8 Nisan tarihinin Bartın’da Gazi günü olarak kutlanmasını memnuniyet ve teşekkürle karşıladığını, ayrıca, Gazi Hazretleri de duygularını bir telgrafla Bartınlılara bildirir.
      Atatürk İlke ve İnkılaplarını canlı tutmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla ilki, 8 Nisan 1932 tarihinde çeşitli etkinliklerle kutlanan ve büyük coşku uyandıran Gazi Günü kutlamaları , 1940 yılına kadar aralıksız sürdürülmüş, 40 yıllık bir aradan sonra 1982 yılında yeniden başlanmıştır.
      AMASRA FETİH GÜNÜ
      1460 yılının Ekim ayında Fatih Sultan Mehmet tarafından savaşsız olarak Osmanlı topraklarına katılan Amasra; geçmişten günümüze, tarihi, kültürel ve doğal değerleri açısından en eski turizm beldelerimizden birisidir.
      Amasra’nın bu tarih ve kültürel yapısını anımsatmak ve eğlenceyle birlikte kentin tanıtımına katkıda bulunmak amacıyla her yıl turistlerin yoğun olduğu 30 Ağustosta düzenlenen “Amasra Fetih Günü” şenliğinde ; Amasra’nın kuşatılması ve kentin anahtarının savaşsız teslimi sırasında geçen olayların canlandırılması, halk oyunları ve çeşitli gösteriler sunulmaktadır.


      Ne Yenir?
      Bartın yemekleri etli, sebzeli, sütlü, hamur işli ve zeytinyağlı yemekler ile pilav, çorba ve tatlı çeşitlerinden oluşur. Dikkati çeken başka bir husus ise aynı türe ait yiyeceklerden pek çok çeşidin olmasıdır. Örneğin, ondan fazla dolma ve pilav çeşidine rastlanır. Bartın mutfağı ile ilgili yapılan araştırmalarda, yüzden fazla çeşide rastlanmıştır ve bu durum açıkça yöre mutfağının zenginliğini ortaya koymaktadır.

      Bartın'dan Yemek Tarifleri 


      Pum Pum Çorbası 

      Malzemeler:


      10 yemek kaşığı mısır unu,
      150 gr. margarin veya 1 fincan zeytinyağı,
      50 gr. kıyma,
      pastırma veya sucuk,
      2 dilim ekmek,
      6 su bardağı su,
      1 yemek kaşığı salça,
      1 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri,
      1 tatlı kaşığı tuz ve karabiber.

      Hazırlanışı: Bir tencereye mısır unu ve su konularak karıştırılır. Ateşe konulup bir süre kaynatılmaya devam edilir. Ayrı bir tavada da kıyma ile küp şeklinde doğranmış 1 dilim ekmek yağda kavrulur ve kaynamakta olan çorbanın içine katılır (Arzu edilirse bir su bardağı süt ilave edilebilir. Süt ilave edilecekse un bir kaşık artırılır). Tuz ve karabiber konulup bir süre daha kaynatıldıktan sonra ateşten alınır. Üzerine, küp küp doğranıp yağda kızartılan ekmek ile salçayla yapılan sos ve rendelenmiş kaşar peyniri serpilerek sıcak servis yapılır.
      Yumurtalı Isput 

      Malzemeler: 

      1 kg. ısbut,
      100 gr. margarin,
      3-4 adet yumurta,
      2 baş soğan,
      50 gr. kıyma veya pastırma,
      yeterince tuz ve karabiber.

      Hazırlanışı: Isbutlar iyice yıkanır, atık kısımları kesilip ayıklandıktan sonra 2 cm. uzunluğunda olabilecek şekilde doğranır. Tencereye konulan ısbutların üzerini örtecek kadar su konularak ateşte pişirilir. Haşlana ısbutlar ılıyınca avuç içinde sıkılarak başka bir kaba alınır. Ayrı bir tencerede de yağ eritilerek önce doğranan soğanlar kızarıncaya kadar birlikte kavrulur. Bu kez diğer kaptaki ısbutlar soğan veya kıyma tenceresine konularak birkaç dakika daha kavrulduktan sonra içine yumurtalar kırılıp yeterince tuz ve karabiber ilave edilerek karıştırılır.Yumurtalar pişince yemek ateşten indirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
      Bartın Mutfağı
      Bartın mutfağı ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda tespit edilen 100’den fazla yemek çeşidi yöre mutfağının zenginliğini açıkça ortaya koymaktadır. Ancak, kentleşme sürecinin beslenme kültürünü de değiştirdiği, geleneksel mutfağın hemen hemen unutulmaya yüz tuttuğu ve Bartın’a özgü olmasa da Karadeniz mutfağının tipik özelliklerini taşıyan bazı yemeklerin Bartın mutfağının da baş yemekleri olduğu söylenebilir.
      Bugün Bartın mutfağında geleneksel olarak hamur işi, sebze yemekleri ve balık, beslenmenin temel ürünlerini oluşturur. Özellikle, kışlık-yazlık yiyecek gibi ayırımlar ve çeşitler azalsa da geleneksel kış yemekleri için, yöre ürünlerinden yazdan hazırlanan kışlık erzaklar arasında kavurma, sucuk, bulgur, domates ve fasulye kurusu, erişte, kuru yufka, keşkek, tarhana, pekmez,reçel, turşu, marmelat ve komposto ile sebze konserveleri önemli yer tutar. Bartın’da yapılan bazı yöresel yemekler;
      PİRİNÇLİ MANTI (TARİFİ: TÜRKAN KELEŞOĞLU)
      Malzemeler ve Ölçüleri (15 Kişilik): İç Malzemesi: 2 su bardağı pirinç, ½ su bardağı yağ, ½ kg. kıyma, 2 adet orta boy soğan, tuz, karabiber.
      Hamur Malzemesi: ½ kg. un, 2 adet yumurta, 1 tatlı kaşığı yuz, yeteri kadar su, 1 pk. etsu veya aynı oranda kaynatılmış kemik suyu.
      Hazırlanışı: Bir tarafta bir tencere içersinde 2 kaşık margarin yağı ile soğanlar hafifçe börttürülür, daha sonra kıyma katılarak kavrulur. Yıkanıp hazırlanan ve az haşlanmış pirinç tencerenin içine konur ve 1-2 dk. kadar birlikte kavrulur. Daha sonra içine 2 bardak su katılır, 1 tatlı kaşığı tuz ilave edilir ve 1 çay kaşığı karabiber serpilip karıştırılır ve kapak yine kapatılır.
      Hamurun Hazırlanışı: Unun içine 2 yumurta, 1 tatlı kaşığı tuz konulur, su ile kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapılır. Hamur iki parçaya bölünerek her parçası 2-3 mm. incelikte açılır. Bu hamurlar 7-8 cm.lik kareler halinde kesilir. Hazırlanan pirinçli içten, kareler halinde kesilen her hamurun ortasına yarım kaşık kadar konur. Hamurların dört ucu sırayla için üzerine doğru köşelerden kapatılır (Yada dört ucu ortada birleştirilir).
      Fırın tepsisi bir miktar margarin yağı ile yağlanır, hazırlanan parçalar katlanan kısımlar üste gelecek şekilde tepsinin içine yerleştirilir. Üzerine fırça ile sıvı yağ sürülür (veya ocakta alt tarafı kızınca, alt üst edilerek iki taraf kızartılabilir). Kızaran mantılar fırından çıkarılınca daha önce kaynatılan kemik suyundan mantıların üzerini örtecek kadar konur. Tekrar yarım ateş üzerinde, mantılar suyunu çekinceye kadar pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır (Mantılar önceden hazırlanıp, yeneceği zaman suyu konup ateşte pişirilebilir.
      PUMPUM ÇORBASI (TARİFİ: DEMET ÖZARDIÇ)
      Malzemeler ve Ölçüleri (6 Kişilik): 10 yemek kaşığı mısır unu, 150 gr. margarin veya 1 fincan zeytinyağı, 50 gr. kıyma, pastırma veya sucuk, 2 dilim ekmek, 6 su bardağı su, 1 yemek kaşığı salça, 1 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri, 1 tatlı kaşığı tuz ve karabiber.
      Hazırlanışı ve Sunum: Bir tencereye mısır unu ve su konularak karıştırılır. Ateşe konulup bir süre kaynatılmaya devam edilir. Ayrı bir tavada da kıyma ile küp şeklinde doğranmış 1 dilim ekmek yağda kavrulur ve kaynamakta olan çorbanın içine katılır (Arzu edilirse bir su bardağı süt ilave edilebilir. Süt ilave edilecekse un bir kaşık artırılır). Tuz ve karabiber konulup bir süre daha kaynatıldıktan sonra ateşten alınır. Üzerine, küp küp doğranıp yağda kızartılan ekmek ile salçayla yapılan sos ve rendelenmiş kaşar peyniri serpilerek sıcak servis yapılır.
      YUMURTALI ISBUT (TARİFİ: NURCAN SARI)
      Malzemeler ve Ölçüleri(6 Kişilik): 1 kg. ısbut, 100 gr. margarin, 3-4 adet yumurta, 2 baş soğan, 50 gr. kıyma veya pastırma, yeterince tuz ve karabiber.
      Hazırlanışı ve Sunum: Isbutlar iyice yıkanır, atık kısımları kesilip ayıklandıktan sonra 2 cm. uzunluğunda olabilecek şekilde doğranır. Tencereye konulan ısbutların üzerini örtecek kadar su konularak ateşte pişirilir. Haşlana ısbutlar ılıyınca avuç içinde sıkılarak başka bir kaba alınır. Ayrı bir tencerede de yağ eritilerek önce doğranan soğanlar kızarıncaya kadar birlikte kavrulur. Bu kez diğer kaptaki ısbutlar soğan veya kıyma tenceresine konularak birkaç dakika daha kavrulduktan sonra içine yumurtalar kırılıp yeterince tuz ve karabiber ilave edilerek karıştırılır.Yumurtalar pişince yemek ateşten indirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
      KABAK BURMASI (TARİFİ: SOLMAZ ÜNLÜ)
      Malzemeler ve Ölçüleri(12 Kişilik): 1 kg. un, 1 adet yumurta, ½ tatlı kabak(Orta boy), 1 kase ceviz içi, 1 paket margarin, 2 kg. şeker, ½ limon.
      Hazırlanışı: Önce un içine bir yumurta kırılıp yeteri kadar su ile yoğrularak kulak memesi yumuşaklığında özlü bir hamur elde edilir. 10 dakika bekletildikten sonra beş eşit parçaya bölünen hamurdan yufkalar açılıp örtü üzerine yayılır.
      İç malzemesi: Kabağın kabukları soyulup içi temizlendikten sonra kalın bir rende ile rendelenir. Kabağın içine havanda dövülen ceviz içi ve bir bardak toz şeker katılıp karıştırılarak hazırlanır. Daha sonra, ilk açılan yufkadan başlanarak hazırlanan iç malzemesi (beş yufkaya eşit miktarda) yufka üzerine serpilir. 4 eşit parçaya bölünen yufka, el ile uç kısmından başlayıp biraz sıkıca bükülüp rulo biçimine getirilir. Önceden yağlanan tepsi yada siniye ortasından başlamak üzere daire şeklinde sararak yerleştirilir. Diğer yufkalarda aynı şekilde tepsiye dizilir.
      Daha sonra üzerine fırça ile erimiş yağ sürülür ve fırına verilerek rengi pembeleşinceye kadar pişirilir. Daha önce, şekerin bir tencere içinde dört-beş bardak suyla ateşte 5-10 dk. eriyinceye kadar kaynatılıp karıştırılması, içine de yarım limon suyu sıkılmasıyla elde edilen ve soğutulan şerbet tepsi üzerine gezdirilir. Üzerine bir bez örtülerek şekerin çekmesi sağlanır. Daha sonra servis yapılır.
      AMASRA SALATASI
      Kullanılan Malzemeler: Salatalık, domates, havuç, kuru ve yeşil soğan, marul, kırmızı lahana, yeşil biber, piyaz, maydanoz, çükündür, roka, turp, semizotu, dereotu, nane, karışık turşu, limon, sirke, tuz ve zeytinyağı.
      Hazırlanışı: Tarifini veremiyoruz; çünkü bunu sadece 5 kişi biliyor. Bartın ve Amasra da, kokusunu hissettiğiniz her balık sofrasında, adetten yada damak tadından olsa gerek o meşhur Amasra Salatası olmadan yemeğe başlanmaz. Kimine göre Osmanlıdan, kimine göre de adını aldığı Kraliçe Amastris den devralınmış bu gelenek...Yörede, en az 20 çeşit malzeme ile yapılan Amasra Salatasına meşhur dedirten ise; önce lezzeti, sonra lezzeti veren malzemelerin hazırlanış ölçüsü ve biçimi ile göze hitap etmesine gösterilen özende saklı... Yani, herkes salata yapar ama Amasra Salatasını asla...

      Gelenek ve Görenekler
      Bartın, halk kültürünün vazgeçilmez öğeleri açısından seçkin bir yere sahiptir. Yöre insanı, toplumsal değişimden etkilenmekle birlikte gelenek ve göreneklerini, halk oyunları ve müziğini, giyimini, el sanatlarını ve mutfak kültürünü günümüze taşımasını bilmiştir. Bu folklorik değerleri; dostluk ve sevecenlik, dayanışma, mizah ve eğlenceyle, kısaca; özgün yaşamıyla bütünleştirmiştir.
      Gelenek ve göreneklerin en çarpıcı örnekleri, Garıla Pazarı ile uzun yıllar anılarda yaşayıp dilden dile dolaşan Bartın düğünleri ve topluca kutlanan Dini Bayramlarda görülür.
      Garıla Bazarı (Kadınlar Pazarı) 

      Adını, bahçesinden ve hayvanlarından elde ettiği sütten yoğurda, biberden domatese, çilekten vişneye kadar tazecik ürünleri burada pazarlayan vefakar kadınlarımızdan almış.
      Bartın’da yaz-kış demeden her Salı ve Cuma günleri kurulan Garıla Pazarı; bir yandan 200 yıllık bir geleneği yansıtırken, diğer yandan da köylüyle kentliyi kaynaştıran önemli bir pazar yeri olma özelliği taşımaktadır.
      Bayram Kutlamaları

      Günümüzde, özellikle Merkez, Amasra ve Kurucaşile İlçelerinin bazı köylerinde Dini Bayramlar bölgesel olarak topluca kutlanmaktadır. Bayramı birlikte kutlayanlar; ya birbirine yakın köyler veya Karadeniz’in coğrafi yapısı nedeniyle birbirinden ayrı tepecikler üzerinde kurulmuş aynı köyün mahalleleridir.
      Osmanlı dönemlerinden günümüze gelenekselleşen kutlamaların ne zamandan beri sürdürüldüğü veya günlerin nasıl tespit edildiği bu günkü nesilce bilinmemekte, gelecek Bayramın 1-2-3. günleri ile bir sonraki Bayramın hangi köy ve mahallede kutlanacağı herkesçe bilinmektedir. Süre, sabah saat : 09.00’dan akşam hava kararıncaya kadardır.
      Bayram öncesi, geleneksel Türk Misafirperverliğinin gereği olarak ev sahibi köylüler gelecek misafirleri ağırlamak üzere hazırlıklıdırlar. Yemekler yapılmış ve evdeki tüm hazırlıklar tamamlanmıştır.
      Bayram sabahı, gelen misafirler ziyaretlerine ya bir dostlarının evinden başlarlar veya “Kutlama Yeri” ne giderler. Kutlama yeri, köy odası veya şartlara göre açık havada hazırlanmış alandır. Kutlamalara davet edilenler olduğu gibi dışarıdan katılanlarda olur. Davetliler ev sahiplerince, katılanlar kutlama yerinde ağırlanırlar. Kutlama Yerindeki misafirler için evlerden gelen yemekler, ikindi vakti topluca yer sofrasında yenilir, adına da “Konak Çıkarma Yemeği” adı verilir.
      Evlerdeki ve Kutlama Yerindeki bayramlaşmalardan sonraki karşılıklı bayram ziyaretleri yapılır.Gün boyu ikramlar devam ederken bölgeselden genele değişik konulardaki muhabbetler ve şakalaşmalar eğlenceye dönüşür. Bayanların ikramlarına ve muhabbetlerine katılan genç kızlar ise, evde pencereler önünde kümelenmişlerdir. Biliyorlar ki, öncüleriyle birlikte gruplar halinde eğlenen ve dolaşan gençler pür dikkat evlerden dışarıya sızacak nağmeleri bekliyorlar. Kızların bu gençlere Mani Yakmaları belki de gelecekteki bir evliliğin başlangıcı olacaktır.
      Bazı köylerde, bu kutlamalar içerisinde çeşitli eğlence ve oyunlar ile Karakucak güreş gösterileri de yapılır.
      Düğünler
      Bir hafta süren eski Bartın Düğünlerinde; gelenek ve görenekler, halk müziği, türküler ve halk oyunları, kısaca folklorik öğelerin tümü içiçe sergilenirdi.
      Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren aile, gelin adayını seçerek Kız isteme ve Söz Kesme aşamalarını tamamlar.
      Sonra sıra Nişan törenine gelir. Nişanı takiben ilk hafta içerisinde kız evi tarafından oğlan evine gönderilen yemekten sonra, aileler arasında başlayan samimiyet ve dostluk, karşılıklı ziyaretlerle daha da gelişerek devam eder.
      Nişandan belirli bir süre sonra düğün tarihi tespit edilir. Gerekli hazırlıklar için çıkılan Bazar’da; ağırlıklar ve kız tarafına hediyeler alınmış, eksikler giderilmiş, kız tarafınca alınan Başlık Parası da gelinin Çeyiz’i ile Damat ve yakınlarına alınan hediyeler için harcanmıştır. Artık herşey hazırdır. Cumartesi günü başlayacak düğün, Perşembe günü sona erecektir. Nikah ise, ya düğün sırasında veya daha önce davetlilerin huzurunda kıyılır.
      Cumartesi Günü
      Düğün, öğleden önce “ Başlık Töreni” ile başlar. Oğlan evinden kız evine gönderilen bir tepsi helvanın misafirlere ikramı ile başlayan eğlence bir hafta sürecektir.
      Aynı gün öğleden sonra kadınlar arasında tekrarlanan bu törene de “Helva Kesmesi” denir. Gece eğlenceleri oldukça coşkuludur.
      Pazar Günü
      Cumartesi günü kız evinde başlayan ve gece yarısına kadar süren eğlenti akşam yeniden başlar.
      Pazartesi Günü
      “Boya Günü”dür. Öğleden sonra Damat ve Gelin’in yakınları ve davetli bayanlar kız evinde toplanırlar. Mahalli kıyafetleriyle “Sıra” ya çıkan genç kızlar, Ud çalıp türkü ve maniler söyleyerek gece yarısına kadar eğlenceye devam ederler. Sıra, genç kızların düğün evinde yüksek bir yerde yanyana oturmalarıdır.
      Salı Günü
      İkindi namazından sonra “Yük Alması” vardır. Damat’ın yakınları kız evinden çeyizleri çıkarken Gelinin küçük kardeşi eşyanın üzerine oturur, bahşiş ister. Kız tarafıda bahşişe karşılık oğlan tarafına İpek Mendil verir.
      Akşam oğlan evinde damat ve arkadaşlarına verilen ziyafete ve yapılan eğlenceye “Oğlan Kınası” adı verilir. Kız evindekiler, eğlenceyi gecenin bir saatinde keserek hazırlanan bohçalar ve çalgılarıyla birlikte oğlan evine gelirler. Eve yaklaşıldığında, “Damat’ı isteriz” diye bağırarak kendilerini karşılamaya mecbur ederler. Damat, gelenleri karşılar, eğlence sabaha dek hep birlikte devam eder.
      Çarşamba Günü
      “Yatak Düzeltmesi” günüdür. Öğle üzeri toplu halde oğlan evine giden kız tarafı gelinin odasını hazırlar.
      Akşam kız evinde yapılan ve “Kız Kınası” adını alan tören, düğünün en önemli olayıdır. Genç kızlar yine Sıra’ya çıkmışlar, Delikanlılar da Daraba (Ağaç bahçe çitleri) arkasından kına gecesini seyretmektedirler. Aralarındaki nişanlı gençler, sıradaki nişanlılarına mendiller içinde kuruyemiş gönderirken, mendili götüren Düğüncü Kadının bunları çeşitli espirilerle kızlara dağıtması günlerce konuşulur.
      Genç Kızlar, Daraba arkasından kendilerini seyreden gençlere taşlama yapar, Delikanlılar da cevap verirler......
      Kızlar: Daraba arkasından Bak böyle de bak böyle Hep bakmayla olmuyor Bir türkü de sen söyle Delikanlılar: Gece geçtim duydun mu? Sevdiğim uyudun mu? Benim sana yandığımı Anaya duyurdun mu?
      Bu kez delikanlılar sıradaki kızlardan çeşitli türküler isterler. En önemli istek türküsü “Mavili Mavili” dir. Ki, aralarında ilgi olduğu bilinen veya yakıştırılan genç kızla delikanlının isimleri yanyana anılır.
      Mavili mavili ela kız Bilemeyon kimlerin Yıldız kız -Aman aman elini, Yabancıların gelini Ahmet çok seviyormuş Yıldız da yangın olmuş Ahmet armut yer misin? Mahallede bir misin? -Aman aman elini, Yabancıların gelini Sana Yıldız’ı alıvaracaz Ona da gadunum der misin?
      Nakarat
      Ev altında malaklar Ahmet Yıldız’ı kovaklar Eğer tutabilirse Saçını başını yolaklar
      Eğlence ve türküler devam etmekte, saz ekibi ve oyuncularıyla birlikte oğlan tarafı da gelmek üzeredir. Misafirler, manilerle karşılanırlar.
      Hoş geldin hoş üstüne, Gel otur köşk üstüne, Sen mi geldin ? sevdiğim Her sözün baş üstüne. Hoş geldin diyemedim, Bir mendil veremedim, Sen mi geldin? sevdiğim Ben seni bilemedim.
      Biraz sonra, geceye adını veren “Kına Yakma” töreni başlayacaktır. Davetliler önce içinde 10 tane mum yanan bir tepsiyle içeriye giren kadının arkasında Gelini görürler. Gelin kız, yüzü işlemeli bir örtüyle kapalı olarak merdivenlerden inmektedir. Bu sırada “Gelin indirme Türküsü” söylenir.
      Merdivenden iner iken Ayağıma battı diken Ayrılıktır belini büken Aman felek sen kavuştur. Askerim beşyüzelli A Kız senin saçın telli Alaylarda adın belli Aman felek sen kavuştur. Bakraçları susuz koyan Koca evi ıssız koyan Anaları kızsız koyan Aman felek sen kavuştur.
      Gelin kız, kaynanasının önüne oturtularak avuçlarına kına yakılır. Önce kaynana, sonrada yakınları hanımlar gelinin avuçlarına birer altın koyarlar.
      Genç kızların türküleri devam etmektedir.
      Oy Feride’m Feride’m Ne bakarsın geriden Kurbanlık koyun gibi Ayrılıvaracay sürüden Aman efendim aman Samanlık dolu saman Eller düğün yapıyor Bizim düğün ne zaman
      Sazlar ve türküler eşliğinde oyunlar sürerken, gelinde oynatılır. Kaynana gelinin başına para saçar. Gece yarısına doğru damat ve arkadaşları da börek yemeye gelirler. Çengiler çalar, oyunlar oynanır, yemekler yenir, içkiler içilir. Damadın arkadaşları maniler söyleyerek kız evinden isteklerde bulunurlar. İstekleri karşılanmazsa gideceklerini ima ederler. “Ey Gaziler” türküsünü hep bir ağızdan söylerler.
      Muhallebi isteriz, Baklava da olmalı Biz buradan gitmeyiz Canlı tavuk gelmeli
      Bu istekleri çoğaltmakta mümkündür. Bundan sonra damat ve arkadaşları kız evinden ayrılarak hamama giderler. Buna “Güvey Hamamı” denir. Damadın ayrılışından sonra oğlan tarafı da düğün evinden ayrılır, ancak kız evindeki eğlence sabaha dek sürer.
      Perşembe Günü
      “Hak Alma Günü”dür. Gelin kız gelinliğini giymiş, düğün alayını beklemektedir. Öğle zamanı, oğlan tarafı kız evine hareket ederken, damat sağdıcı ve yakın arkadaşları ile birlikte diğer bir arkadaşının evindedir. Damat ve arkadaşları, gelinin oğlan evine gidişine kadar “Damat Odası” denilen burada eğlenilecek, damat traşı da burada yapılacaktır.
      Hazırlıklar tamamlanınca gelin, dayı ve amcasının kolunda gelin arabasına bindirilir. Düğün alayıyla birlikte eğlence de oğlan evine taşınacaktır.
      Düğün Alayı’nın oğlan evine geldiği haberini getirene Damat tarafından bahşiş verildikten sonra; damat ve arkadaşları, öğleden sonra yapılacak olan “Koltuk Töreni” için eve hareket ederler. Gelin, merdiven başında hayat arkadaşını karşılar ve koluna girerek davetlilerin huzuruna gelirler. Bir süre oturduktan sonra Düğüncü Kadın tarafından odalarına çıkarıldıklarında; damat gelinin yüzünü açar ve “Görümlük” takar. Düğüncü kadının lokum ikramına karşılık da bahşiş verir. Bir kaç dakika sonra Düğüncü Kadın öncülüğünde genç çift odalarından alınarak davetlilerin yanına gelirler. Burada, damadın sağdıcının Düğüncü kadına bahşiş vermesiyle Koltuk Töreni sona erer. Damat ve arkadaşları Damat Odasına çekilirken eğlence sürmektedir.
      Artık, Cumartesi günü başlayan ve Perşembe gününe dek süren düğün, Yatsı ezanıyla birlikte sona erecektir. Yatsı ezanından sonra, namaz kılmak üzere Camiye giden damat ve arkadaşlarının Hocayla birlikte eve dönüşleri, önceden hazırlanarak yakılan çıralar ve lüks lambalarının ışıkları arasında, çeşitli espiriler ve eğlenceyle oldukça görkemli olur. Herkes Hoca’nın okumaya başladığı duanın bitimini beklemekte, bir yandan da düğünün hatıralarda kalacak son olayının hazırlıklarını yapmaktadırlar. Damat ve Hoca’yı izleyen gözler, duanın bitimiyle birlikte görevlerini yumruklara terk eder. Arkadaşlarınca yumruklanan damat, kurtuluşu odasına kaçmakta bulur.
      Düğünden sonraki Cuma günü “Duvak Günü” dür. Öğleden sonra gelinin yakın arkadaşları misafirliğe gelirler. Damat’ın arkadaşları da eve gelerek birlikte bahçede yemek yerler, eğlenirler.
      Cumartesi günü gecesi, yeni evlilerin kızın annesini ziyaret etmelerine “Üç günleme”, bir hafta sonraki Perşembe günü başlayan karşılıklı ziyaretlere “Ömürleme” denir.
      Eskilerde çok detaylı adetler yumağı olan bu şenlikli Bartın Düğünleri; günümüzde oldukça sadeliğe büründü. Eski düğünler, artık hatıralarda yaşıyor, bu konuda yazılmış eserlerde uyuyor, sahne oyunlarında yaşatılıyor.

      Yörede Oynanan Oyunlar
      Burma ve Cemal Oyunları
      Konak Çıkarma yemeğinden sonra hazırlıklara başlanan eğlence Cemal oyunudur. Bu oyunu kaçırmak istemeyen konuklar köyde konaklayabilirler. Cemal oyunu; birlikte yenecek olan yemeğin toplanması ve bu sıradaki gösteriler ile Burma oyunundan oluşmaktadır. Oyunu izleyen veya yer alan gençlerin, oyun içerisinde gösterdikleri ustalığın, uyumun , mizahın ve aralarındaki dostluğun sergilendiği eğlencelik bir oyundur. Bir yandan evlerin önünde gösteriler yapılırken bir yandan da yemekler toplanır. Gösterilerde müzik, türkü, ilahi ve oyunlardaki hünerler sergilenir. Bütün evler dolaşıldığında, hava şartlarına göre açık hava veya köy odasındaki sofralar kurulur, yer sofrasında topluca yenilen yemekten sonra Burma oyunu başlar.Gençler, yerde bağdaş kurarak halka şeklinde, sıkça ve elleri arkalarında saklı olarak oturmakta, birisinin elinde de her iki ucuna düğüm atılmış eşarp veya atkıdan bir “Burma” bulunmaktadır. Grup arasından seçilen “Ebe” kendisine vurulduktan sonra el değiştirerek saklanan Burma’nın kimde olduğunu bulacaktır. Gruptaki herkesin elleri arkada, sanki Burma kendisindeymiş gibi davrandığından, Burmanın kimde olduğunu bulmak hayli zordur. Ebe, Burma’yı ararken her sırtını dönüşte yeniden bir acıyla kıvranır. Burma bulunana kadar dövülme işi sürecek, yakalatan Ebe olacak, bu kez yeni Ebe dövülecektir.
      Zaman hayli ilerleyince, sıra ebe olup dövülenlerin acısını dindirmeye, yani aralarındaki dostluğun sergilenmesine gelir. Çeşitli enstrümanlarla çalınan müzik ve türküler eşliğindeki eğlenceyle oyun sona erer. Saat :02.00/03.00’dür, artık uyku zamanıdır.

      Dil Özellikleri
      Bartın’da, günümüz yazım ve anlatım dilimiz en iyi şekilde kullanılırken, yöresel şiveyle konuşmaktan da ayrı bir zevk alınır.
      Bartın şivesi, bütün Anadolu ağızlarında görülebilen genel ve ortak özellikler taşımakla birlikte, yöresel şive özelliklerimiz açısından da ilgi çekicidir. İstekler; bazı kelimeleri kısaltıp, bazı kelimeleri uzatarak, bazen de yöreye özgü kelimelerle yöresel tarzla anlatılır.
      Bartın yöresi ağızlarını öteki Anadolu ağızlarından belirli şekilde ayıran özelliklerden biri iç ve son seslerde görülen g>v değişimidir. Öyle ki Türkçe’nin genel gelişme seyri içinde
      kog>kov
      ögey>üvey
      köğürçken>güvercin
      soğan>sovan
      ög->öv
      gibi kelimelerde az da olsa yazı diline kadar girip yerleşebilmiştir.
      Yörede, bazı kelimeler şöyle kullanılır:
      Alayım             --> Alıvaram
      Vereyim           --> Vercem
      Gidiyorum        --> Gidiyom
      Getirdim          --> Getidim
      Götürdüm        --> Götüdüm
      Annen-Baban  --> Anay-Bubay
      Amca               --> Emmi  

      Bazen de “Toptallasında oturcak yer kalmamış, her yer lembellek dolu” da olduğu gibi yöresel kelimeler kullanılır.
      Toptallası :Top tarlası, top sahası, stadyum
      Lembellek : Boşluk kalmayacak şekilde
      Ösger : Rüzgar
      Madaf : Aranılan, beğenilen
      Marta : Gizliliği kalmamış, değerden düşmüş
      Mazak : Çok ham, olmamış meyve
      Lomlom : Herkese karşı kırıcı olan, lafını bilmeyen kişi
      Kıyırdam : Sözüne pek güvenilmeyen, hafif kadın
      Mesmüs : Elinden iş gelmeyen, ağzı laf yapmayan kişi

      Gemi Atması
      Gemi Atması töreni, geçmişi 300-400 yıl öncesine dayanan Gemi yapımcılığı kadar eski bir gelenek. Tersanelerde yapımı tamamlanan gemilerin suya indirilmesi Bartın halkının inanışlarını yansıtan ilginç bir örnektir.
      O gün adeta kentin Bayramıdır. Halk, bugünkü Yalı caddesinde toplanır, meydanlar ve gemiler Bayraklarla süslenir, kurbanlar kesilir, çeşitli eğlencelerle ve alkışlar arasında gemiler mandalarla çekilerek ırmağa indirilirdi. Fakat, halk arasında dikkati çekenler ve sevgi görenler hep hamile hanımlar olurdu. Çünkü, Bartın halkı Gemi Atmasını izleyen hamile hanımların doğumlarının kolay olacağına inanırlardı.
      Günümüzde, buradaki gemi yapımcılığı ile birlikte Gemi Atması da hafızalarda yaşamaktadır
        Çekiciler Çarşısı
        Ağaç İşleri (Oymacılık-Süsleme )
        Tarihi, 17.yy'a dayanan ağaç oymacılığı, bugün Amasra ve köylerinde sürdürülmektedir. Amasra Çekiciler Sokağı'nda ıhlamur, şimşir, dişbudak, ceviz, kiraz ve kızılağaç gibi ağaçlar kullanılarak yapılan ayetler ve güzel sözler yazılı levhalar, resim ve resimlikler,çerez takımları, isimlik, anahtarlık, kuş ve hayvan figürleri vb. eşyalar satılmaktadır.

        Ahşap Bartın Evleri
        Bartın evleri, Osmanlı Döneminin sivil mimari örneklerini sergileyen ve yakın tarihi özetleyen birer tablo gibidir. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonra uygulanan reformlar, kent dokusunu da etkilemiş; modernleşme süreci bina yapım yöntemleri, plan şeması, cephe tasarımı ve süsleme açısından batılı düşünceleri yansıtarak devam etmiştir. Art Nouveau ve Barok sanatlarını yansıtan Bartın Evleri; Genellikle iki katlı ve "Daraba" denilen ağaç çitlerle çevrili bahçe içindedir. Katlar ahşap-karkas olup, zemin katları taştır. "Gulluk" denilen giriş bölümü ile bahçelerdeki yürüme alanları kayrak taşlarla kaplıdır. Her bahçede taştan yapılmış bir kuyu bulunur. Geleneksel evler mümkün olduğunca çok pencerelidir. Bunlar, özgün giyotin pencereler olup, sadece merdiven ve cumbaları aydınlatanlar yuvarlak formludur. Pencereler arasında yer alan ve "Kuşluk" denilen silmeler tüm yapıyı kuşatmaktadır. Evlerin pencereleri, merdivenleri ve tavanları birer süsleme öğesidir. Bartın evlerinin en önemli bölümünü oluşturan iç mekanlardır. Evlere, iki kanatlı bir kapıdan, "Gulluk" bölümünden girilir. Bu bölüm, aynı zamanda üst katlara geçişi de sağlayan bir ara mekandır. Evler, bir sofa etrafında yer alan odalardan oluşur. Sofaya "Dışar", odalara ise "İçer" denilmektedir. Odalarda işlevsel özelliklere göre gömme olarak yapılmış "Yük Dolabı", "Hamam" ve "Ocak", Gulluk veya Mutfakta ise "Hergil Dolabı" bulunmaktadır. "Hum İçer" denilen Ocaklı odaları bulunan evler günümüze ulaşamamıştır.
        Bartın'da Tekne Yapımcılığı
        Bartın'da Tekne Yapımcılığı Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde (Cilt-3, sayfa-261) ve Ulus'lu İbrahim Hamdi'nin ( Yıl-1738 ) Atlas isimli kitabında ; Bartın ve Amasra'da Kalyonların yapıldığı yazılıdır. Osmanlı Donanmasının Kadırga ve Kalyon ihtiyaçlarını karşılayan Bartın, Amasra ve Kurucaşile Tekkeönü, Kapısuyu tersanelerinde yapılan gemilerin Mavna, Yelkenli, Gulet, Çektirme, Bumbarta ve Martiko gibi çeşitleri olduğu yine yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ayrıca ; Bartın'da Gazhane Burnu ile Orduyeri Köprüsü arasında ve Irmak kenarında (Tersane Caddesi) faaliyet gösteren yıllık 40-50 gemi kapasiteli tersanelerin de 1950 yıllarına kadar varlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir. Günümüzde, gemi yapımcılığı Kurucaşile ilçemizin Kapısuyu ve Tekkeönü köylerindeki tersanelerde sürdürülmektedir. Babadan kalma aletlerle ve babadan oğula öğretilerek günümüze ulaşan bu sanat ; teknolojik gelişmelerle bütünleşerek geçerliliğini korumakta, zaman zaman nostaljik eklemelerle süslenen çoğu önemli parçalar eski aletlerle sadece el emeği ve ustalıkla yapılmaktadır.Babadan kalma aletlerle ve babadan oğula öğretilerek günümüze ulaşan bu sanat ; teknolojik gelişmelerle bütünleşerek geçerliliğini korumakta, zaman zaman nostaljik eklemelerle süslenen çoğu önemli parçalar eski aletlerle sadece el emeği ve ustalıkla yapılmaktadır.GOLDEN HİND Tekkeönü'nde özel bir tersanede 3 yılda tamamlanarak 1992 yılında denize indirilen Kraliçe I. Elizabeth devrinin en ünlü İngiliz gemicisi Sir Francis Drake'nin efsane gemisi GOLDEN HİND' in eşi TÜRK GOLDEN HİND ; Amerika'nın keşif yıldönümünde düzenlenen "AMERİKA 500. ANI TAZELEME YARIŞMASI" nda ülkemizi temsil ederken hayli ilgi uyandırdı.

        Bartın'ın Yetiştirdiği Ünlüler
        Sosyal ve kültürel yaşamı açısından seçkin bir yere sahip olan Bartın mutlaka çok değerli ünlü şahsiyetler yetiştirmiştir. Ancak burada ünü Bartın sınırlarını aşan şahsiyetleri tanıtmaya çalışacağız.
        HACI İBRAHİM PAŞA
        Doğum tarihine ilişkin bir bilgi bulunmayan İbrahim Paşa'nın, 1708 yılında Belgrat'ta vefat ettiği bilinmektedir.
        11693 yılında Cebecibaşı olan Kara İbrahim Paşa, hazineye ait altınları gömerek sakladığı iftirası atılarak suçlansa da, daha sonra affedilerek kendisine ''Kapucubaşlık''payesi verilmiştir. Karlofça anlaşmasının ardından 1699 yılında Avusturalya'ya elçi olarak gönderilen İbrahim Paşa, 1700 yılında birkaç eyaleti kapsayan ''Beylerbeyi'', 1704'de Eğriboz muhafızı ve 1708'de de Belgrat muhafızı olmuştur.
        Avusturya'da görevliyken onların Osmanlı devletine karşı olan düşmanca davranışları müthiş zekasıyla ve diplomasinin tüm inceliklerini kullanarak büyük bir vakarla göğüs germiş, bundan dolayı kendisine ''Paflagonyalı'' lakabı verilmiştir.
        Bartın şehir merkezinde İbrahim Paşa (Orta) Camisi , Banaluka'da Süleymaniye Camisi ile Travnik'de medresesi ve okulu, İbrahim Paşanın girişimleri ile yapılmıştır.
        1708 yılında Belgrat'ta vefat eden ve buraya gömülen İbrahim Paşa'nın mezarındaki Şehadet taşları hınçla sökülerek gıcık vermek için, Osmanlı Tuğrası baş aşağı gelecek şekilde yerleştirilmiştir. 1789'da Büyük Türk düşmanı General Gidon-Ernst Von Laudon komutasındaki Avusturyalılar tarafından ikinci kez kuşatıldığında mezar tekrar sökülmüştür. Generalin amacı, Viyana yakınındaki Hadersdorf'daki malikanesinin parkında, İbrahim Paşanın mezar taşlarını kullanarak kendisi için bir mezar yaptırmaktır. Fakat bu düşünce hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. İşte bu Osmanlı hatıraları parkın duvarına dayalı bir vaziyette durmaktadır. Kitabeli mezar taşının tepesinde olması gereken kallav kavuk da eksiktir. Prf. Dr. Semavi EYÜCE sohbetlerinde" İbrahim Paşa elçiliği esnasında Bartınlıların adına yakışır biçimde mücadele vermiş ki, ölümünden sonra bile mezarı sürekli rahatsız edilerek intikam alınmaya çalışılmıştır. Böyle bir yiğide Bartınlıların mutlaka vefa borcu olmalı. Onun da göstergesi bir Anıt Mezar yapmaktır."vurgulamalarını yapmıştır. Bartın Gazetesi'nde kaleme aldığı bir yazısında ise, değişik bir perspektif getirerek şöyle demiştir: "İbrahim Paşa mezarının parçalarının yurda getirilmesi artık düşünülemez. Ancak, bu taşların birer kopyası yapılarak Bartın'da vakfettiği Orta Camiin uygun görülebilecek bir yerinde kavuğu da tamamlanarak ihya edilmesi kadirşinaslık örneği olabilir. Öyle sanıyoruz ki Bartın'ın varlıklı kişileri böyle bir çalışmanın gerçekleşmesi için gereken maddi olanağı sağlayabilirler. Böylece Bartın İli de tarihi bir hatırayı yaşatmış olacaktır. Elçi İbrahim Paşa'nın Osmanlı tarihindeki yeri ve tam biyografisi kayıtların ve arşiv belgelerinin araştırılması suretiyle açığa çıkarılabilir.
        Bu hizmeti Bartınlı genç tarihçimiz İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Prf. Dr. Ali İhsan GENCER'den beklediğimizi de vurgulamak isteriz".
        İ. CEMAL ALİŞ (1906-1977)
        1906 yılında Bartında doğan İbrahim Cemal Aliş ilköğretimini Bartın Numune İlkokulunda tamamladı. ''İdadi'' adıyla açılan ve 2 yıl içinde liseye çevrilen orta dereceli okula1924 yılında kaydoldu. Liselerin il merkezine alınması nedeniyle öğrenimi yarıda kaldı. Tüccarlık yapan babasının yanında çalışırken bir yandan da özel Fransızca dersleri alan Celal Aliş her dalda okuduğu kitaplarla kendisini yetiştirdi. Askerlik görevini tamamladıktan sonra Bartın'a dönüp kitapçılık ve gazete bayiliğine başladı.
        Kurtuluş savaşının devam ettiği yıllarda Cemal Aliş ve bir avuç arkadaşı ''Müttehit Arkadaşlar'' adı altında gençlik grubu oluşturarak el yazısı ile küçük bir gazete çıkarmayı kararlaştırdılar.Gazete bir süre sonra Cemal Aliş'in el yazısı ile ve şaporoğraf muşambasıyla büyük merak ve güçlüklerle basılıp, öncelikle tanıdıklarına dağıtılmaya başlandı. İ.Cemal Aliş, daha sonra bir matbaanın kullanmadığı eski tipte el baskısıyla çalışan bir makineyi satın alıp, Bartın'a getirerek daha ciddi boyutta gazetecilik ve matbaacılık yapmaya başladı. Gazeteciliğin yanı sıra Bartın Ortaokulunda Fransızca öğretmenliği de yapıyordu.
        Düşündüğünü, bildiğini iyi yapan, Anadolu'nun en eski ve güçlü gazetecilerinden biri olarak tanına Cemal Aliş, 15,04,1935 tarihinde İtalya-Habeş harbi sırasında haftada iki defa çıkan ''Bartın Gazetesi'nin'' yanı sıra, 17,08,1935 tarihinde, ''Devrim'' isimli ilk günlük gazete yayınlanmaya başladı.
        1946 yılında, ''Bartın Akşam Postası'' isimli ikinci bir günlük gazeteyi yayın hayatına soktuysa da gazete belirli bir dönem için kapalı kaldı. 1951 yılında ikinci kez yayınlanmaya başlanılan ''Bartın Akşam Postası'', iki günlük gazeteyi yayınlama güçlüklerini beraberinde getirdiğinden kapanmak zorunda kaldı. O uzun yıllar CHP ilçe başkanlığı ile Belediye Meclis görevinde bulundu. İl genel meclisi üyeliği yaptı 01,11,1938 tarihinde yapılan seçimlere adaylığını koyarak Belediye Başkanı seçildi.1939'da CHP'den Sinop milletvekili seçilerek Parlemento'ya gittiğinden Belediye Başkanlığı görevininden ayrılmak zorunda kaldı. 19432de tekrar Bartın'a dönerek Ankara'da iken aksatmadan devam ettirdiği Bartın Gazetesinin başına geçti ve hayatının sonuna kadar gazetecilik ve matbaacılığı sürdürdü. Bıkmadan ve usanmadan 50 yıl süreyle Türk Folkloruna gazetesinde yer verdi. ''Bartınlı'', ''İ. Cemal'', ''Özenti Şair'', ''Kantar Topu'', Çetin Alp'' takma adıyla birçok yazılar yazdı.
        İbrahim Cemal Aliş evli ve iki çocuk babasıydı. Onun büyük özveriyle temellerini attığı Bartın Gazetesi, Cumhuriyetimize yaşıt olarak yayınını devam ettirmektedir.
        CELAL EYİCEOĞLU (1914-1983)
        Aslen Amasra'lı olan Celal Eyiceoğlu 1914 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. İlköğretimine müteakip 1927'de Bahriye Mektebi'ne girdi. 1935 yılında güverte Asteğmeni olarak Deniz Kuvvetlerine katıldı. 1940'da denizaltıcı oldu. 1944 yılında Deniz Harp Akademisinden mezun olduktan sonra Kurmay Binbaşı rütbesiyle denizaltılarda komutanlık yaptı.
        Yarbay ve Albay rütbeleriyle Denizaltı Filosu Kurmay Başkanlığı'nda ve Deniz kuvvetleri Hareket Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1956 yılında Kanada Deniz Ateşeliğine atandı. 1958-1960 yılları arasında Deniz Eğitim Komutanlığı Kurmay Başkanlığı 1. Denizaltı Filotillası Komodorluğu, Bartın Deniz üssü ve Karadeniz Bölge Komutanlığı görevlerini üstlendi. 1960 yılında İstanbul Boğaziçi Komutanlığı görevine getirildi. 30,08,1960 tarihinde Tuğamiral rütbesine yükselen Eyiceoğlu, Harp Filosu ve Denizaltı Filosu Komutanlıkları, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, Kuzey Deniz Saha ve Donanma Komutanlıkları görevlerinde bulundu. 21,08,1968 tarihinde Orgeneralliğe terfi ederek 28,08,1972'de kendi isteği ile emekli oldu. 1974 yılı Eylül'ünde Tokyo Büyükelçiliğine atanan Eyiceoğlu 1979 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Yurduna döndükten sonra, İstanbul Deniz Ticaret Odası'nın kurulmasını sağlayıp, Oda'nın ilk başkanı seçildi.
        HASAN BAYRI (1914-1990)
        Hasan Bayrı, 1914 yılında Bartın'da doğdu. İlkokulu burada bitirdi ve anılan tarihlerde ortaokul olamadığı için eğitimine devam edemedi.Hasan Bayrı, ilkokul son sınıfta iken öğretmeninin teşviki ile şiir yazmaya başladı ve o tarihten itibaren giderek şiir yazma bir tutkuya dönüştü. Yunus Emre, Mısri Niyazi, Karacaoğlan, Emrah, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi büyük ozanların şiirlerinden etkilenen Hasan Bayrı'nın yayınlanmış üç şiir kitabı bulunmaktadır. En önemli eserleri ''Bu Ne Sevgi Ah, Bu Ne Izdırap" adlı şarkı sözlerinin de yer aldığı ''Bu Ne Sevgi'' isimli kitabıdır. TURGUT IŞIK (1931-1990) Turgut Işık, 1931 yılında Bartın'da doğdu. İlk ve orta öğretimini tamamladıktan sonra 1950 yılında dedesinin ve babasını firmalarında çalışmaya başladı.
        1952 yılında babası ile birlikte ''Işıklar Kolektif Şirketi'ni'' kurdu. 1960'da babasını ölmesi üzerine şirketin bütün sorumluluğunu üzerine alarak, yoğun bir çalışma temposuna girdi. 1964 yılında, Sezai Türkeş-Fevzi Akaya ile birlikte ''Işıklar Limitet Şirketini'' kurdular. Ancak Turgut Işık'ın bir tutkusu bir hayali vardı. Bu tutkuda sanayi alanında yatırımlar yapıp gerçekleştirmekti. Bunun sonucu olacak ki, şirketi Anonim Ortaklığına dönüştürdü. İlk iş olarak ''Işıklar Tuğla Fabrikasını''kurdu. 1976'da Bargem, Bartaş, Barden, Bartın Deniz Nakliyat ve Bartın Gemi İşletme Şirketlerinden oluşan Denizcilik grubunu oluşturdu. 1974 yılında şirketi; mümessillik, müteahhitlik, ihracat, ithalat, inşaat ve imalat dallarında atılımlar gösterdiğinden "Işıklar Holding" adını aldı ve her gün büyümesini sürdürdü.
        Bartın'da bugün Işıklar Holding'in; tuğla, kiremit, torba, kireç ve kağıt üreten dört fabrikası bulunmaktadır.
        Turgut Işık annesinin adına, "Saide Işık İlkokulu" ve "Turgut Işık Sağlık Meslek Lisesi " ile Milli Eğitim ve Devlet Hastanesi ek binalarını yaptırarak, değişik sektörlere katkılarda bulunmuştur.


        İbrahim Hamdi Efendi
        Hayatı İbrahim Hamdi Efendi, babası Seyyid Bayram Çelebi tımarlı sipahi olduğu için çok zaman Rumeli memleketlerinde bulunmuştur. Kendisi çocukluk çağı eğitimini memleketinde tamamladıktan sonra, babası ile birlikte II. Mustafa’nın (1695-1703) Balkan seferlerinde bulunmuş; önce Yanova şehrine, burasının elden çıkmasından (1696) sonra Temeşvar’a yerleşmişlerdir. İbrahim Efendi bu şehirde 20 yıl ikamet etmiştir. Günümüzde Romanya sınırları içerisinde yer alan Temeşvar’da sürdürdüğü eğitimi sırasında Şeyh Selim Dede (ö. 1713), Hacı Eyüp Efendi, ve Piri Ahmed Efendi’den ders almıştır.
        İbrahim Hamdi Efendi 1696 senesinden itibaren 20 yıl ikamet ettiği Temeşvar Eyaleti'nde eğitimini tamamlayıp, askeri hizmetler üstlenmiş; önce cebeci neferi olmuş aynı zamanda arkadaşı Nişovalı Zaim ile birlikte Avusturya’dan İslam ülkelerine cıva madeni ihracatı yaparak, serbest ticaret faaliyetlerinde bulunmuştur. Hocalarından Şeyh Selim Dede yaşadığı dönemin padişahları tarafından da tanınan ve sözüne itibar edilen bir şahsiyettir. İbrahim Hamdi Efendi de onun çevresinden bir hanımla evlenmiştir.
        İbrahim Hamdi Efendi Temeşvar’ın elden çıkmasından (1716) sonra, önce Tırnova’ya gitmişse de daha sonra bügün Ukrayna sınırları içinde yer alan Hotin’e yerleşmiştir. Hotin Muhafızı (Valisi) Abdi Paşa’nın sır kâtipliği yanında Cebehane Katibi ve arkasından Hotin Defterdarı Katibi olmuştur. 1721 senesinde Hotin Kalesi tamirat işlerini yapan ekibin içinde aktif olarak görevler de almıştır.
        İbrahim Hamdi Efendi Lehistan’da yaşayan Lipka Tatarları'nın lisanını öğrenmiş; Hotin Muhafızı Abdi Paşa(ö. 1722)onlarla olan diplomotik ilişkileri ve yazışmaları İbrahim Efendi Efendi aracılığı ile gerçekleştirmiştir.

        Atlas
        1729 ve 1750 Seneleri arasında, Atlas adıyla 2 ciltlik coğrafya eserini yazmış ve daha sonra yaptığı ilavelerle eserini genişletmiştir.
        Seyyid İbrahim Hamdi Efendi Atlas adlı eserinin 1. Cildinde kendi doğduğu köy, çevresi ve ailesi hakkında çok geniş bilgilerin yanı sıra Anadolu şehirleri hakkında da bilgiler vermektedir.
        Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi müdürlerinden Talat Mümtaz Yaman 1934 senesinden itibaren eserin 1. cildi üzerinde geniş incelemelerde bulunmuş; önce Konya ve civarı hakkındaki bilgileri (1938), daha sonra da elindeki nüshaya göre yazarı ve ailesini tanıtıp, memleketine dair verdiği bilgileri Halkevleri yayını olan Ülkü Dergisi’nde yayınlamıştır. Ancak, Mümtaz Yaman’ın özel kütüphanesinde bulunan Atlas’ın 1. cildi 1942 senesinde çıkan Kastamonu yangınında evi ve diğer eserleriyle birlikte yanmıştır. 1. ciltten geriye ancak Mümtaz Yaman Hocanın Ülkü ve Konya Dergilerinde yayınlamış oldugu kısımlar kalmıştır.

        İbrahim Hamdi Efendi, Atlas'ın 2. cildinde eğitimi ve daha sonra memuriyeti dolayısı ile ömrünün önemli bir bölümünü geçirdiği Rumeli memleketleri ile İstanbul hakkında geniş ve orijinal bilgiler vermektedir. Coğrafyacılık hakkında, dünyanın tarifi, hareketlerini ve mevsim değişimi ile Astronomi konularını anlatmaktadır. Afrika, Avrupa ve Amerika şehirlerine de yer vermektedir. 2. cildinin tek yazma nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. 
        Ulukaya'daki Gizem
        Selamnos bir dokzanbeş boyunda iri kaslı, iri vücutlu, yeşil gözlü yakışıklı bir delikanlıdır. O küçükyaştan beri, koyunları ve keçileri dağlarda otlatarak yaşamını sürdüren bir çobandır. Hera ise yaratılırken Tanrı'nın biraz özen göstermesinden olsa gerek; mavi gözlü, uzun ve sarı saçlı, süt beyaz teniyle, yöredeki delikanlıların dikkatini çeken bir genç kızdır. Esintili günlerde yürürken, arkaya savrulan saçları rüzgarın içinde haleler oluştururdu. Zaman zaman, uğur saydığı sincapların ağzından düşen cevizleri yakalamaya, ormanların içersinde odun toplamaya, solunum güçlüğü çeken babasına reçine teminine ve ıhlamur toplamaya giderdi. 

        Bir gün Selamnos ve Hera, yeşilin cennet imajına büründüğü, derelerin çağıldayarak aktığı
        , güneşin ağaçların arasına zorla girdiği ve orman güllerinin kızıl bir renk oluşturduğu bir kesitte karşılaşırlar. Başlangıçta, her iki gençten biri, diğerinin gözleri içinde sevgi sörfü yapmaya başlar. Bir, iki, üç buluşma derken bu aşk seli büyür gider. Sonraları, Ulukaya'dan Drahna'ya ve oradan da Paphlagonia'a varan mesafelere sığmaz olur…Neticede Hera'nın ailesi pek istemese de evliliğe karar verilir.
        Evliliğin ilk yıllarında Selamnos ve eşi Hera çok mutludurlar. Ne var ki, aniden bir rahatsızlık vuku bulur ve çiftten Selamnos yatağa düşer. Başlangıçta sebebi anlaşılamamıştır bu hastalığın. Bir çokları nazara bağlayarak geçer demişler. Günler, haftalar ve seneler tüketilir…Bir zamanların delikanlısı geçen zaman tüneli içersinde erimeye başlar. O iri kaslı, iri vücutlu Selamnos gitmiş, yerine zayıf çelimsiz biri gelmiştir. Dahası Çok çirkin bir hale de düşmüş. Hera ise anlaşılmaz bir tavır içersine girer. O artık seven kadın değil, nefret edendir. Duyan herkese "olamaz" dedirtir. Nankör Hera, kocasına destek vermesi gerekirken, destek bir yana, ondan kaçmaya başlar. Bu arada zaman su gibi akıp gider. Yiğit delikanlı intihar edip kendine ait zamanı durdurmaya karar verir. Eylemini gerçekleştirmek için nefes nefese Ulukaya'nın zirvesine çıkar. Yankı yapan dağlara "Heraaaaaaa…" diye seslenir. Bir defa daha…bir kez daha derken Hera'nın masum yüzünün hayaliyle boşluğa bırakır kendini… Bir çokları nazara bağlayarak geçer demişler. Günler, haftalar ve seneler tüketilir…Bir zamanların delikanlısı geçen zaman tüneli içersinde erimeye başlar. O iri kaslı, iri vücutlu Selamnos gitmiş, yerine zayıf çelimsiz biri gelmiştir. Dahası Çok çirkin bir hale de düşmüş. Hera ise anlaşılmaz bir tavır içersine girer. O artık seven kadın değil, nefret edendir. Duyan herkese "olamaz" dedirtir. Nankör Hera, kocasına destek vermesi gerekirken, destek bir yana, ondan kaçmaya başlar. Bu arada zaman su gibi akıp gider. Yiğit delikanlı intihar edip kendine ait zamanı durdurmaya karar verir. Eylemini gerçekleştirmek için nefes nefese Ulukaya'nın zirvesine çıkar. 

        Yankı yapan dağlara "Heraaaaaaa…" diye seslenir. Bir defa daha…bir kez daha derken Hera'nın masum yüzünün hayaliyle
         boşluğa bırakır kendini… Aşk Tanrısı Eros başlangıçtan bu yana müdahale etmemiştir olaya. Göz pınarlarını dolduran aşk faciasının böyle sonuçlanmasını istememektedir. Onun için Selamnos'un bedenini, yere değer değmez akıp giden yeraltı suyu ve şelale şekline dönüştürür. Su sekline de gelse değişen bir şey yoktur Selamnos'ta. Taştan taşa vurarak akıp gider yine Karadeniz'e doğru. Yine ızdırap, yine acı, yine aşk feryadı…Bu arada Eros olayın sonlanması konusunda çözümler üretir. Neticede Selamnos'un ızdırabını azaltmak için Ulukaya'ya bir kutsiyet kazandırır. Kutsiyete göre; her kim Ulukaya şelalesinden su içerse, bir mendil ıslatırsa ya da yüzünü yıkarsa Selamnos'un acıları azalır. Bunun yanında su içen, mendil ıslatan ve yüzünü yıkayanlar, içlerinde gizemli kalmış ve kurtulmak istedikleri sevgi kırıntılarından arınırlar

        Kültür Turizmi
        Gezilecek Yerler



        Bartın Irmağı

        Bartın’ın en önemli akarsuyu, M.Ö.’ki yıllarda Parthenios adı ile anılan ve kente adını veren Bartın Irmağı’dır. Şehir merkezinde Gazhane Burnu’nda birleşen Kocaçay ve Kocanazçayının oluşturduğu ırmak, 15 Km. akarak Boğaz mevkisinde Karadeniz’e ulaşır.
         


        Kocanazçayı; güneyden doğup Kozcağız’ dan kuzeye doğru akarken, Kocaçay; Kastamonu’dan gelip Ulus’tan geçen Göksu ve Eldeş Çayları (Ulus Çayı) ile bunlara katılan derelerden oluşur. Arıt ve Mevren Derelerinden oluşan Kozlu Çayı ile birleşen Kışla Deresi, Akpınar ve Karaçay Dereleri Kocaçay’ı besleyen akarsulardır. Diğer önemli akarsuları; Kurucaşile topraklarında doğan ve Karadeniz’e ulaşan Kapısuyu ve Tekkeönü Dereleri ile Ulus-Uluyayla’yı sulayan Ovaçayı ve İnönü dereleridir. Bartın Irmağı; üzerinde 500 tonluk gemilerle Karadeniz’den kente kadar ulaşım yapılabilen en düzenli akarsudur. Akış hızı saatte 720 m. olup, denize her yıl 1.000.000.000 m3 su akıtmaktadır.

        Camiler ve Kiliseler
        Halilbey Camii (Yukarı Cami): Bartın şehir merkezindedir. 1872 yılında Halil Bey tarafından yaptırılmıştır.  Kubbesiz, dikdörtgen planlı, iki sıralı 45 pencere ile aydınlanan kagir  bir yapıdır. Salon boyutları 12x13 m’dir.
        İbrahimpaşa Camii (Orta Cami):  Bartın çarşısındadır. Bosna Valisi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapım yılı bilinmemekle birlikte 150 yıllık bir geçmişe sahip olduğu tahmin edilmektedir, 1864 ve 1897 yıllarında iki yangın geçirdiği, 1898 yılında yeniden yaptırılarak 1901 yılında ibadete açıldığı bilinmektedir. 1968 yılında deprem sonrası tamir görmüştür. 12'si büyük kubbenin etrafında olmak üzere 32 pencerelidir.Kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Ana malzeme; köşelerde blok kesme taş, diğer kısımları moloztaştır. Altında 11 adet dükkân bulunmaktadır.   

        Şadırvan Camisi (Aşağı Cami): 
        1903-1905 yıllarında halktan toplanan paralarla yaptırıldığı söylenmektedir. Minaresinin ise 1913
         yılında yapıldığı şerefedeki kitabeden anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı olup, duvarları köşelerde kesme taş, diğer kısımları tuğla ve moloz taştan harçla yapılmıştır. Kırk pencere ile aydınlanan ferah iç mekanlara sahiptir. Altında dükkanlar bulunmaktadır. Minaresi, kuzeybatı köşesinde kesme taştan çok köşeli olarak yapılmıştır.
        Amasra Fatih Camii: 9. yüzyılda Amasra Kalesi içinde yapılmış eski bir Bizans kilisesidir. Amasra'nın fethi sırasında 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmiştir. Dönemin tüm yapı özelliklerini taşıyan yapının Narthex (İlk Cemaat) bölümü ve Ambon (Lapsis) çıkıntısı sonradan mekana katılmıştır. 19x11 m boyutlarındaki cami, 1887 yılında dört duvarı dışında mekanı örten ve yer yer yıkılma tehlikesi gösteren beşik tonoz örtüsü kaldırılmış, ahşap tavan ve çatı yapılarak büyük bir onarımdan geçirilmiştir.
        İçkale Mescidi: Amasra Kalesi içinde, eski bir şapeldir. 15. yüzyılda mescide dönüştürülmüş, 1930 yılında ibadete kapatılmıştır.
        9. yüzyılda çok itinalı bir tuğla-taş örgü sistemi ile yapılan şapel, 11x7 m. boyutlarındadır. Ambon tonozunda "İsa Peygamber’in Göğe Yükselişi" (Ascension) sahnesini hatırlatan izler; ambon, narteks ve duvarlarının ise, renkli ve dinsel konulu duvar resimleri (fresk) ile süslü olduğu görülmektedir. Ancak duvarlar ince bir sıva ile kapatıldığından, bu freskolar zamanla düşen sıva tabakaları altından yer yer ortaya çıkmakta ve tahribata uğradığı anlaşılmaktadır.
         
        Aya Nikolas Kilisesi: 1319 yılında Bartın’daki Rum Cemaati tarafından Bartın merkezinde yaptırılan ve 1936 yılından itibaren bir süre elektrik santralı olarak kullanılan bu tarihi yapı, 1955 yılında restore edilmiş olup, kültür evi olarak hizmete açılmıştır.
        Amasra Küçüktepe Martyriumu: Uzun yıllar Roma ve Bizans yönetiminde kalan Amasra'nın, Ereğli ile birlikte Hıristiyanlığın gizlice örgütlendiği ve M.Ö. 1. yüzyıl sonları ile 2. yüzyılda bütün imparatorlukta etkisi hızla yayılan Hıristiyanlığın hayli taraftar bulduğu ilk yerlerden olduğu söylenmekte, 9. yüzyılda Kırımile ilişkisi bulunan etkin bir başpiskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir.
        Yeraltı Çarşısı: Amasra’da bulunan ve Roma dönemine ait olduğu sanılan çarşının en önemli bölümü Tomaşkuyusu mevkiindedir. Bedestendeki yapı tekniklerinin aynen uygulandığı 17 m’lik bir ana galeri ile buraya açılan yaklaşık 50 odadan oluşmaktadır. Güneye ve batıya doğru gidildikçe antik şehir alanlarında yer yer geniş kanalizasyonlara ve kanalizasyon bacalarına rastlanır.
        Hisarkale Mahzeni: Kurucaşile’de, tarihi Kromna kentinin merkezi olan Tekkeönü köyünün Hisarkale mevkiindedir. Tekkeönü Kalesi’ne ait kalıntılarla bütünleşen ve kale içinden denize kadar uzanan bir dehliz ile 7 adet kaya kuyusundan oluşmaktadır. Dönemi bilinmemekle birlikte kuyuların, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı, dehlizin gerektiğinde kaleden denize kaçış dehlizi olduğu ve denize açılan kapısının liman yapımı sırasında doldurulduğu söylenmektedir.
         
        Ebu Derda TürbesiHz. Peygamberimizin Sancaktarı Ebu Derda Hazretlerine ait olduğu söylenir. Ancak; tarihi kaynaklara göre, Hicretin 50. yılında İstanbul’un kuşatılması sırasında bu bölgeden geçerken buralarda bir süre kaldığı tahmin edilen Ebu Derda Hazretleri hatırasına sonradan bir türbe yapıldığı ve burasının manevi bir makam olarak kabul edildiği olasıdır. Türbenin, belgelenemeyen bir rivayete göre Bartın Müftülerinden Toscuoğlu Hacı Rıfat Efendi tarafından yaptırıldığı söylenmekte, yılı bilinmemektedir. Eldeki kaynaklardan, takriben yüz yıl kadar önce tamamen yandıktan sonra onarıldığı anlaşılmaktadır. Günümüze sadece bir taş lahidi ulaşan ve yanında küçük bir cami ile kavşak suyu çeşmesi ve bir kuyu bulunan türbe, manevi makam olarak hayli ziyaretçi çekmektedir.
        Bartın Hanları
        TAŞHAN - BARTIN
        1832-1835 yılları arasında Hacı Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. 24,25 x 23,70 m.lik alanı kaplamakta olup, iki katlı, dikdörtgen planlı ve açık avluludur. 18 odası, 16 tonozlu bölmesi vardır. Halen şahıs mülkiyetinde ticari amaçla kullanılmaktadır. Kent merkezinde, Hükümet caddesindedir.
        DERVİŞOĞLU HANI - BARTIN
        1897 yılında Dervişoğlu Ali ve Osman Kardeşler tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgene yakın planlı, iki katlı ve revaklıdır. Birinci katta 7, ikinci katta 9 odası vardır. Yapı malzemeleri taş ve tuğla olup, sonradan restore edilmiştir. Halen ticari depo olarak kullanılmaktadır. Karakaş caddesindedir.
        Bartın Hamamları
        ŞEHİR HAMAMI - BARTIN 1747 yılında Bartın Voyvodası Çalıkoğlu tarafından yaptırılmıştır. Yapının duvarları harçlı moloz taş, iki katlı soyunma yeri ahşaptır. Bir büyük, üç küçük kubbeli olup, ortasında küçük bir şadırvanı vardır. Ana mekan camekanlı Soymalık, Sıcaklık ve Külhan'dır. 
        SOMAKLIOĞLU HAMAMI - BARTIN
         1883 yılında Somaklıoğlu Hacı Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Günümüze kalıntıları ulaşabilmiştir. 
        AMASRA HAMAMI
         17 yy.da yapıldığı sanılmaktadır. Soğukluk, Ilıklık, üç kurnalı yıkanma yeri ve su hazneleri ile külhan bulunmaktadır. Yıkanma yeri bir orta kubbe iki yarım kubbe ile örtülüdür. Soğukluk kısmı yıkılmıştır. Dört köşesinde görülen "Biye"ler Anadolu Beylikleri döneminin tipik mimari özelliklerini taşımaktadır.
              

        Kaleler
        Tekkeönü Kalesi ve Yeraltı Galerisi: Kromna Kenti’nin merkezi Tekkeönü (Hisar) Kalesi içinde bir Mahzen ve denize kadar uzanan Galeri bulunmaktadır. Kale kalıntıları yakınındaki 7 adet kaya kuyusunun, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı söylenmektedir.
          
        Amasra Kalesi: İki ana kütleden oluşmaktadır. Boztepe Adası’nda ve Zindan Mahallesi’nde yer alan kütleler “Boztepe Kemeri” denilen bir köprü ile bağlanmaktadır. Boztepe’de yer alan ve “Sormagir Kalesi” de denilen yapı Roma dönemine aittir. Kalenin güney surları 200 m. olup, üzerinde 6 burç bulunmaktadır. Zindan Mahallesi’nde bulunan kısım ise 300 m. uzunluğunda ve 50 m. genişliğinde bir alan çevrelemektedir. Ortalama yüksekliği 17 m’dir. Amasra Kalesi özellikle Cenevizliler tarafından yoğun biçimde kullanılmış, 14. ve 15. yüzyıllarda ciddi onarımlar görmüştür.
          Mağaralar
          Çakraz'daki Gürcüoluk mağarası ile Kayadibi'ndeki Sipahiler mağarası dikit, sarkıt, traverten ve soğan oluşumlarla muhteşem manzaralar sergilemektedir.
          Müzeler ve Örenyerleri 

          Antik Tiyatro: Roma dönemine aittir. Amasra’da Aya Yorgi Tepesi’nin güney yamacındadır. Sahne binası ve oturma sıralarının bulunduğu bölümler tahrip olmuştur. Halen mezarlık olarak kullanılmakta olup, sadece giriş kapısına ait kalıntılar görülebilmektedir.
          Roma Dönemi Kalıntıları: Halk arasında “Bedesten” olarak adlandırılan kalıntılar Amasra’ya yaklaşık 3 km. uzaklıktadır. Roma dönemine aittir. Büyük bir yapıttır. Kalıntıların, gymnasion veya Roma hamamı olabileceği de tartışılmaktadır. Geç dönemde ticari amaçlarla da kullanıldığı ve “Bedesten” adını da buradan aldığı sanılmaktadır.
          Akropol: Amasra’da Bedesten’in güneybatısındadır. Surlardan çok az bir kısmı ayaktadır. Burada bulunan bazı sütunlar Amasra Müzesi’nde sergilenmektedir.
          Plajlar

          Bartın’ın, dik ve ormanlık yamaçlarla denize ulaşan 59 Km.lik kıyı kesimi, olağanüstü güzellikteki koyları ve renklerle bütünleşen bitki örtüsüyle ilginçtir. Çoğu bakir olan bu koylar, temiz kumları, az dalgalı suları ve doğayla bütünleşen güzellikleriyle beğenilmektedir.
          İNKUMU PLAJI
          Doğal güzelliği ve plajı ile beğenilen İnkumu; turistlerin her türlü gereksinimlerini karşılayabilecek donatılara sahiptir.
          AMASRA PLAJI 
          3000 yıllık tarihsel değerlerin eşsiz doğal güzelliğiyle bütünleştiği “Çeşm-i Cihan Amasra”; ülkemizin en eski turizm beldesi ve Bartın Turizminin kalbidir.
          ÇAKRAZ PLAJI
          Amasra - Kurucaşile karayolunun 18. Km’sindeki Çakraz; doğal güzellikleri, temiz kumları ve sakin suları ile beğenilmektedir. Turistlerin her türlü gereksinim¬lerini karşıla¬yabilecek donatılara sahiptir.
          GÜZELCEHİSAR, MUGADA, HATİPLER VE KIZILKUM PLAJLARI
           Bartın merkez ilçe sınırları içinde bulunan Güzelcehisar, Mugada ve Kızılkum koyları; ormanla kaplı çevre güzelliği, temiz kumu ve sularıyla günübirlikçilerin beğendiği tatil beldeleridir.
          BOZKÖY, AKKONAK, DELİKLİŞİLE, GÖÇKÜN VE ÇAMBU PLAJLARI
          Amasra ilçesi sınırları içindeki Bozköy, Akkonak, Deliklişile, Göçkün ve Çambu koyları; günübirlikçiler için, deniz ve doğa ile içiçe tatil yapılabilecek uygun donatılar ve kamp olanakları sunmaktadır.
          KURUCAŞİLE, TEKKEÖNÜ VE KAPISUYU PLAJLARI
          Bartın’ın kuzeydoğu ucunda yer alan Kurucaşile, Tekkeönü ve Kapısuyu plajları; Karadeniz’in vahşi güzelliğini sergileyen doğası, temiz kumu ve sularıyla beğenilen tatil beldelerimizdir. Tarihi Kromna kentinin merkezi olan Tekkeönü ile balıkçı köyümüz Kapısuyu; turizme yönelik Ahşap Yat ve Tekne yapımcılığı ile de ilgi çekmektedir.
          Şelaleler
          Göl Deresi Şelalesi 
          Kurucaşile ilçesi Kanatlı Köyü'ne 3 km uzaklıktadır. Şelale; acı sarı ve pembe renkli orman gülleri ve zengin yeşil doku arasında yükselen bir vadide yer almaktadır.

           Ulukaya Şelalesi
          Ulus ilçesine 17 Km. uzaklıkta bulunan Ulukaya Kanyonu ve Şelalesi; çevresindeki panoramik güzelliğiyle yoğun ziyaretçi çekmektedir.
          Kanyonun uzunluğu yaklaşık 1 Km, yüksekliği 35 M.'dir. Şelale ise; Kanyon üzerindeki 10 M. genişliğinde bir kaya oyuğu içinden çıkan suyun, 20 M. yükseklikten düşmesi
          yle oluşmaktadır. Ulus çayına dökülen ve 30-40 M. genişliğinde bir gölet oluşturan suyun debisi 200-250 lt/sn'dir.

          Yat Limanları
          Amasra ve Kurucaşile limanları, yat gecelemelerine müsaittir. Kurucaşile, dağların suya değdiği ve dünyada yapılan ilk ahşap teknenin yüzdürüldüğü yer olarak bilinir. Şöhretini bugünde Türkiye'nin güzel ahşap guletlerinin yapıldığı yer olarak devam ettiriyor.
          Yaylalar
          ULUYAYLA 
          Ulus İlçesine 27 km. uzaklıktadır. Göktepe (1416 M) ile Ovacuma (300 M) arasında değişik rakımlarda yer almakta olup, ortalama yükselti 1000 M.’dir. Uluyayla, 86000 hektarlık el değmemiş bir orman varlığıdır. Yaylanın genel sahası 18.255 hektar, Yayla alanını oluşturan Kalkanlı mevkiinin alanı ise 60 hektardır. Bitki örtüsünü, iğne ve yayvan yapraklı ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur. Uluyayla; ormanı ve yeşili, rengarenk çiçekleri, pınarları, mağaraları ve yaban hayvanlarıyla bir doğa harikasıdır.


          ARDIÇ YAYLASI
          Ulus ilçesi, Kumluca beldesine 33 km uzaklıktadır. Yaklaşık 1500 m yükseklikte yer alan yaylanın genel sahası takriben 10 ha olup, yayla düzlüğü 4 ha büyüklüğündedir. Yaylanın bitki örtüsünü; Ardıç, Köknar, Kayın, Meşe, Gürgen, Fındık, Karaçam, Sarıçam, Kavak, Akçaağaç, Üvez, Ormangülü, Çoban püskülü, Yaban gülü, Isırgan, Ahududu, Böğürtlen, Çilek, Ayı üzümü gibi diğer ağaç türleri ve yüzlerce alt flora oluşturur. Ardıç kuşlarının çokluğu ile tanınan yayla, yaban hayatı yönüyle de zengindir. Ardıç yaylası, Kasım ve Nisan arasındaki 6 ayını karlar altında geçirmektedir.


          GEZEN YAYLASI
          Ulus İlçesi,Kumluca Beldesindedir. Ardıç bölgesindeki iki yayladan birisi olan Gezen yaylası, Ardıç yaylasına 8 Km uzaklıktadır. Ardıç yaylası ile aynı özelliklere sahip olup, 2 ha büyüklüğündedir
          .
          Yapmadan Dönme



          Amasra'da balık ve salata yemeden,
          Bozköy ve Çakraz'da denize girmeden,
          Doğa yürüyüşlerine katılmadan,
          Kuşkayası Yol Anıtını görmeden,
          Güzelcehisar Lav Kayalarını görmeden,
          İnkumu'nda denize girmeden,
          Kumluca'da yaylalara çıkıp av sporu yapmadan,
          Özgün bir Bartın evi görmeden,
          Ulus İlçesindeki Ulukaya Şelalesini ve Uluyaylayı görmeden,
          Bartın Çilek Festivali Kültür ve Turizm Etkinliklerini görmeden,

          .....Dönmeyin.
          Ne Alınır?
           
          Bartın'da el dokuma ürünleri, özellikle tel kırma yazmaları ve ahşap baskı yazmaları ülke çapında ün yapmıştır. Amasra ilçesi ahşap ve dokuma hediyelik eşya yönünden çok gelişmiştir. Kurucaşile, ülkede en özenli gulet yapım yeri olarak bilinir.
          kaynak:www.kültürturizm.govtr



          Hiç yorum yok:

          Belgesel

          Loading...

          Video

          Loading...

          İlahi

          Loading...

          Zara

          Loading...

          Arabalar

          Loading...

          Komik - Şakalar

          Loading...

          Sportik

          Loading...

          Şehirlerimiz

          Loading...
          Loading...
          BU ADRESTESİNİZ
          Loading...